
Marka Hakkına Tecavüz Suçu
/
0 Yorumlar
Kanun'un 30/1. maddesi uyarınca; başkasına ait marka hakkına tecavüz ederek mal üreten, hizmet sunan, satışa arz eden, ithal veya ihraç eden ya da ticari amaçla elde bulunduran fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir.

Trendyol, Hepsiburada ve Amazon’da Marka İhlali: E-Ticarette Marka Hakkına Tecavüz ve Platform Sorumluluğu
E-ticaret platformlarında marka hakkının korunması çok katmanlı bir normatif yapıya dayanmaktadır. Asli sorumluluk, markayı izinsiz kullanan veya taklit ürünü satışa sunan satıcıya aittir. Platform ise aracı hizmet sağlayıcı sıfatıyla, ihlalden haberdar edildiği anda müdahale etmekle yükümlüdür. Ancak bu müdahale yükümlülüğünün yerine getirilmemesi hâlinde ikincil sorumluluk söz konusu olabilir. Nihai ve bağlayıcı çözüm ise SMK hükümleri çerçevesinde açılacak marka hakkına tecavüz davalarıyla sağlanmaktadır. Dijital ticaretin hacmi arttıkça, marka korumasının etkinliği de bu karma sorumluluk rejiminin doğru uygulanmasına bağlı hâle gelmektedir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Philips v. Remington (C-299/99) Kararı Işığında Teknik Zorunluluk İçeren Şekillerin Marka Hukuku Bakımından Analizi
Söz konusu uyuşmazlıkta Divan, tescili talep edilen üç dairesel kesici başlıklı tıraş makinesi formunun, münhasıran teknik bir fonksiyonu yerine getirmeye matuf olduğunu tespit ederek; bu türden fonksiyonel şekillerin marka tescili yoluyla koruma altına alınmasının, serbest rekabet ilkelerini telafisi güç biçimde zedeleyeceği sonucuna varmıştır.

Marka Tecavüz Davaları
Marka, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (“SMK”) 4. maddesi uyarınca bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan işarettir. Marka hakkı ise SMK m.7/2 hükmü gereğince tescil ile doğan, sahibine inhisari yetkiler tanıyan ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir haktır.

Marka Hükümsüzlük Davası
Markanın tescil edilmiş olması, onun her zaman korunacağı anlamına gelmez. Kanunda belirtilen mutlak veya nispi ret nedenlerinden birinin varlığı halinde, markanın hükümsüzlüğü talep edilebilir.

ABAD “ULTRA” Kararı (T-170/23) ve Türk Hukuku Işığında Değerlendirme
Özellikle hızlı tüketim mallarında, üstünlük bildiren tek kelimelik ibarelerin marka olarak korunmasının zor olduğu; bu tür işaretlerin ticari kaynağı göstermekten ziyade promosyon mesajı ilettiği yönündeki yaklaşım hem AB hem Türk hukukunda istikrarlı biçimde benimsenmektedir.

Sieckmann Kararı ve Koku Markalarının Tescil Edilebilirliği Üzerine Bir İnceleme
Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) C-273/00 sayılı Sieckmann kararı, marka hukukunda özellikle geleneksel olmayan işaretlerin tesciline ilişkin grafik temsil edilebilirlik kriterini sistematik bir çerçeveye oturtması bakımından dönüm noktası niteliğindedir. Divan, bir işaretin marka olarak tescil edilebilmesi için temsilinin açık, kesin, kendi içinde yeterli, kolay erişilebilir, anlaşılır, kalıcı ve objektif olması gerektiğini belirleyerek doktrinde “Sieckmann kriterleri” olarak anılan standartları ortaya koymuştur.

ORTAKLIKTAN AYRILAN ORTAĞIN MARKA KULLANIM HAKKI: GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ VE TECAVÜZ SORUNSALI
Geçmişte birlikte ticari faaliyet yürüten ortakların sonradan ortaklıklarını sona erdirmelerinden sonra ortaklığın tasfiyesi sırasında markanın hangi ortağa bırakıldığı yönünde bir anlaşma somut delil mevcut değilse, eski ortakların birlikte meydana getirip birlikte kullandıkları markanın, ortaklıktan sonra da eski ortakların her biri tarafından kullanılabileceğinin ve bunun, bir diğeri aleyhine markaya tecavüz oluşturmayacağı kabul edilmektedir.

Marka Hukukunda Meslek Adlarının Tescili: Yargıtay HGK’dan Emsal “Eczacı” Kararı Işığında Kapsamlı Analiz
SMK m. 5/1-d kapsamındaki meslek adları, hangi sınıfta olursa olsun (mal/hizmet ilişkisi aranmaksızın) münhasıran veya esas unsur olarak marka tesciline konu edilemez. Bu, kamunun genel menfaatinin özel mülkiyet hakkının önüne geçtiği mutlak bir hükümsüzlük nedenidir.

Mehir Alacağı Davası
Evlilik birliğinin sona ermesiyle tebarüz eden mali uyuşmazlıkların en spesifik konularından biri olan mehir, gerek sosyolojik gerekse hukuki boyutuyla kompleks bir müessesedir. Modern Türk hukuk sisteminde "mehir" adı altında doğrudan bir kanun maddesi ihdas edilmemiş olsa da, bu kurumun hukuki geçerliliği sözleşme serbestisi ve borçlar hukuku genel hükümleri çerçevesinde vücut bulmaktadır.
