|Bizim milletimizin adalet düzeyi,
başka milletlerin adaletinden
aşağı kalamaz.
M.Kemal Atatürk

SINAİ MÜLKİYET HUKUKUNDA KÜMÜLATİF KORUMA

SINAİ MÜLKİYET HUKUKUNDA KÜMÜLATİF KORUMA

Yargıtay 11. HD, E. 2024/5719 K. 2025/4054 T. 04.06.2025 Kararının Işığında

Av. Meryem AYIK USTA, LLM | TÜRKPATENT Resmi Marka Vekili

MIA Hukuk Danışmanlık | Bursa | Haziran 2025

Anahtar Kavramlar: kümülatif koruma marka hukuku | tescilli marka haksız rekabet | SMK TTK kümülatif uygulama | Yargıtay 11. HD 2025/4054 | tasarım hakkı ihlali haksız rekabet | sınai mülkiyet kanunu 6102 TTK

Özet

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 04.06.2025 tarihli ve 2024/5719 E. – 2025/4054 K. sayılı emsal niteliğindeki kararında, tescilli marka ve tasarım haklarına tecavüz davalarında artık 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) haksız rekabet hükümlerinin eş zamanlı uygulanamayacağına hükmederek kümülatif korumayı sonlandırmıştır. Karar; 6762 sayılı eTTK döneminde yerleşik hale gelen bu uygulamadan köklü bir sapma niteliği taşımakta ve uygulamacılar için son derece önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu makalede söz konusu Yargıtay kararı, kümülatif korumanın tarihsel gelişimi ve SMK–TTK ilişkisi kapsamında ayrıntılı biçimde incelenmektedir.

1. Giriş: Kümülatif Koruma Nedir?

Fikri ve sınai mülkiyet hukukunda kümülatif koruma, bir ürün ya da işaretin birden fazla yasal düzenlemenin koruma şartlarını aynı anda karşılaması hâlinde hak sahibinin söz konusu düzenlemelerin tamamına aynı anda dayanarak koruma talep edebilmesidir.

Türk hukukunda bu kavram özellikle tescilli marka ve tasarım hakları ile 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabet hükümleri arasındaki ilişki bağlamında tartışılmaktadır. Uzun yıllar boyunca Yargıtay; bir işaretin ya da ürünün hem marka/tasarım mevzuatını hem de haksız rekabet kurallarını ihlal ettiği hâllerde, hak sahibinin her iki yasal düzenlemeye birlikte dayanabileceğine ve her iki talep için ayrı ayrı hüküm kurulabileceğine karar vermiştir. Bu yaklaşım, 1 Temmuz 2012 tarihinde 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girmesine dek sürmüştür.

2. Tarihsel Gelişim: eTTK’dan 6102 sayılı TTK’ya

2.1. 6762 Sayılı eTTK Dönemi: Kümülatif Korumanın Kaynağı

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 57. maddesinin 5. fıkrası, başkasının haklı olarak kullandığı “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları”nın iltibasa yol açacak biçimde kullanılmasını haksız rekabet hâli olarak açıkça sayıyordu. Bu düzenleme, tescilli marka ve tasarımların hem özel kanun (o dönemde 554 ve 556 sayılı KHK’lar) hem de genel haksız rekabet hükümleri kapsamında eş zamanlı korunmasının yasal dayanağını oluşturuyordu.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de bu dönemde tescilli sınai haklara tecavüzün aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğuna istikrarlı biçimde hükmediyor; davacılara her iki talep için ayrı ayrı tazminat ve vekâlet ücreti tanıyordu. Bu yaklaşım, uygulama açısından hak sahiplerine önemli avantajlar sağlıyordu.

2.2. 6102 Sayılı TTK ile Getirilen Köklü Değişiklik

1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi, 6762 sayılı eTTK’nın 57/5. maddesinin yerini almıştır. Ancak yeni hüküm, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresini bilinçli olarak kapsam dışında bırakmıştır.

6762 sayılı eTTK (Eski) 6102 sayılı TTK (Yürürlükte)
m. 57/5: “…hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları… satışa arz etmek…” m. 55/1-a-4: “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak”
Marka, unvan ve işaretlere doğrudan atıf yapılıyor; kümülatif uygulamaya açık kapı. Marka ve ayırt edici işaretlere ilişkin özel atıf yok; kendi kanunlarına bırakılmış.
Kümülatif koruma mümkün ve Yargıtay uygulamasıyla yerleşik. Kanun gerekçesi kümülatif uygulamayı açıkça reddediyor.

Kanun Gerekçesinin Önemi

6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin kanun gerekçesinde bu değişikliğin nedeni açıkça belirtilmektedir: Marka, tasarım ve coğrafi işaretlere ilişkin koşul, hüküm ve sonuçlar kendi özel kanunlarında (o tarihte 554, 555, 556 sayılı KHK’lar; bugün 6769 sayılı SMK) ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olduğundan, TTK’da tekrar edilmelerinin hem gereksiz hem de yorum güçlüğüne yol açacağı vurgulanmış; anılan ibarelerin TTK’da yer almamasının haksız rekabet hükümlerinin fikri mülkiyete kümülatif uygulanması için gerekli görülemeyeceği açıkça ifade edilmiştir.

3. Yargıtay 11. HD, 2024/5719 E. – 2025/4054 K. Kararının Analizi

3.1. Davanın Özeti

Davacı şirket, adına tescilli soğutma ünitesi tasarımının davalı tarafından birebir aynı şekilde kullanıldığını öne sürerek tasarım hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile men’ini ve maddi-manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi (İzmir FSH) davayı kabul ederek hem tasarım tecavüzünü hem de haksız rekabeti tespit etmiş; tazminata hükmetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi (İzmir BAM 20. HD) ise davalının istinaf talebini reddetmiş, sadece vekâlet ücreti hesabı yönünden davacı tarafın istinaf istemini kabul etmiştir. Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

3.2. Yargıtay’ın Hukuki Değerlendirmesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, temyiz incelemesinde davalının tasarım hakkına tecavüz ettiğine ilişkin alt mahkeme gerekçelerini yerinde bulmuş ve bu konudaki temyiz itirazlarını reddetmiştir. Ancak daire; haksız rekabetin tespiti ve men’ine ilişkin kısım bakımından yerel mahkemenin ve istinaf mahkemesinin kararlarını bozmuştur.

Dairenin gerekçesi şu temel tespitlere dayanmaktadır:

(i) Özel Kanunun Önceliği: Tescilli sınai haklar bakımından ilke olarak yalnızca özel kanun (SMK) uygulama alanı bulur. Genel kanun olan TTK’nın haksız rekabet hükümlerinin, SMK ile birlikte ve eş zamanlı uygulanması ancak SMK’da buna ilişkin açık bir hüküm bulunması hâlinde mümkündür.

(ii) Kanun Koyucunun İradesi: 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesinden marka ve sınai işaret atıflarının çıkarılması, kanun koyucunun bilinçli tercihidir; gerekçe metni kümülatif uygulamayı açıkça dışlamaktadır.

(iii) SMK’nın Haksız Rekabeti de Kapsar Nitelikte Üstün Koruma Sağlaması: SMK’nın tescilli sınai haklara getirdiği özel koruma, haksız rekabet hukukunun sağladığı korumayı kapsamakta ve daha üstün bir güvence sunmaktadır; dolayısıyla TTK’nın haksız rekabet hükümlerine ayrıca başvurulmasını gerektirecek bir boşluk yoktur.

(iv) Dairenin Önceki Kararlarıyla Süreklilik: Yargıtay 11. HD’nin 14.03.2022 tarihli 2019/5189 E. sayılı ve 22.04.2021 tarihli 2021/89 E. sayılı kararlarında da bu görüş benimsenmiştir. 04.06.2025 tarihli karar bu çizgiyi pekiştirmektedir.

3.3. Sonuç: Düzelterek Onama

Yargıtay, haksız rekabetin tespiti ve men’i taleplerinin reddi gerekirken kabulüne hükmedilmesinin usul hukuku açısından da yeniden yargılamayı gerektirmediğini belirterek HMK m. 370/2 uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararını düzelterek onamıştır. Hüküm fıkrasından “ve haksız rekabet” / “ve haksız rekabetin” ibareleri çıkarılmıştır. Tasarım tecavüzüne ilişkin kısım ise usul ve esas bakımından yerinde bulunarak onanmıştır.

4. Kararın Hukuki Sonuçları ve Uygulamacı Perspektifi

4.1. Artık Ne Değişiyor?

⚠ ÖNEMLİ: 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği 1 Temmuz 2012 tarihinden sonraki olaylara dayalı tüm davalarda, tescilli sınai haklar (marka, tasarım, patent, faydalı model) bakımından artık SMK hükümleri tek başına uygulanacaktır. TTK’nın haksız rekabet hükümleri SMK kapsamındaki taleplerle eş zamanlı olarak ileri sürülemeyecektir.

Bu değişiklik aşağıdaki pratik sonuçları doğurmaktadır:

Dava stratejisi açısından: Tescilli bir marka ya da tasarım hakkı söz konusu olduğunda, davacının TTK m. 54 vd. hükümleri kapsamında ayrıca haksız rekabet iddiasında bulunması hâlinde bu talep mahkemece reddedilecektir. Taleplerin yığılması (davaların birleştirilmesi yoluyla ayrı vekâlet ücreti elde etme gibi teknik avantajlar) artık söz konusu olmayacaktır.

Tescilsiz haklarda farklılık: Yargıtay kararının gerekçesi, tescilsiz tasarımlar bakımından da SMK hükümlerinin tek başına yeterli olduğunu ima etmektedir. Bununla birlikte tescilsiz hakların TTK m. 55 ile birlikte ileri sürülüp sürülemeyeceği, özellikle SMK’nın tescilsiz tasarıma tanıdığı korumanın dar kapsamı (açıklama tarihi + 3 yıl) gözetildiğinde, uygulamada tartışmaya açık olmaya devam etmektedir.

4.2. SMK’nın Sağladığı Korumanın Kapsamı

6769 sayılı SMK, tescilli marka ve tasarım hakkı sahiplerine aşağıdaki talepleri tanımaktadır ve bu haklar, haksız rekabet hükümleriyle sağlanabilecek güvencenin çok ötesine geçmektedir:

SMK Hükmü Hak Sahibine Tanınan Talep
SMK m. 149 Tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi, giderilmesi
SMK m. 151/2-b Yoksun kalınan kazanç (fiili zarar + gerçek kazanç + hakkaniyete göre kazanç)
SMK m. 149/1-ç Manevi tazminat
SMK m. 151/4 Kötü niyetli ihlallerde ağırlaştırılmış tazminat
SMK m. 155 Ürünlere ve üretim araçlarına el koyma / imha
SMK m. 30 vd. Suç duyurusu (marka tecavüzü suç teşkil eder)

4.3. TTK’nın Haksız Rekabet Hükümlerinin Hâlâ Uygulama Bulduğu Hâller

Bu karar, tescilsiz sınai hak niteliği taşımayan ancak ticari hayatta iltibasа yol açan kullanımlara karşı TTK’nın haksız rekabet hükümlerinin işlevsiz kaldığı anlamına gelmez. Şu hâllerde TTK m. 54 vd. hükümleri hâlâ doğrudan uygulama alanı bulacaktır:

Tescilsiz ticari görünüm (trade dress) unsurları, ticari sırların ele geçirilmesi, piyasayı yanıltıcı reklam, ticari itibarı zedeleyen karalamalarda SMK’nın özel hükümlerinin koruma kapsamı dışında kalması hâlinde TTK m. 55 devreye girebilir. Bu durum, tescilli sınai haklar için artık mümkün olmayan kümülatif korumanın tescilsiz ve sınai hak dışı ticari değerlere yönelik saldırılarda varlığını sürdüreceğini ortaya koymaktadır.

5. Eleştirel Değerlendirme

5.1. Kararın Olumlu Yönleri

Yargıtay’ın bu kararı, hukuki kesinlik ve öngörülebilirlik bakımından olumlu bir adımdır. Hâlihazırda güçlü bir özel kanun olan SMK’nın sağladığı koruma mekanizmalarının yanı sıra ayrıca TTK’nın haksız rekabet hükümlerine başvurulması; yargılama ekonomisine aykırı olduğu gibi, davalar arasındaki çelişkili kararlar riskini de artırmaktaydı. Kanun gerekçesiyle örtüşen bu yorum tercihinin tutarlılık bakımından isabetli olduğu söylenebilir.

5.2. Uygulamada Açık Kalan Sorular

Kararda tescilsiz tasarımın durumu tam olarak netleştirilmemiştir. SMK m. 78 uyarınca tescilsiz tasarımlar yalnızca üç yıl ve yalnızca birebir kopyaya karşı korunmaktadır; bu sınırlı koruma karşısında TTK m. 55’e başvuru imkânının tamamen kapanıp kapanmadığı hukuken tartışmaya açıktır. Aynı belirsizlik, ticaret unvanına dayalı haklar ile coğrafi işaretler söz konusu olduğunda da gündeme gelebilir.

6. Sonuç

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2024/5719 E. – 2025/4054 K. sayılı kararı, 1 Temmuz 2012 sonrasında gerçekleşen tescilli marka ve tasarım ihlallerinde artık SMK dışında TTK’nın haksız rekabet hükümlerinin uygulanamayacağını kararlılıkla ortaya koymaktadır. Kanun koyucunun 6102 sayılı TTK ile getirdiği düzenleme değişikliğinin on üç yıl sonra nihayet tam anlamıyla uygulamaya aktarıldığı bu karar; hak sahiplerini ve hukukçuları dava stratejilerini gözden geçirmeye zorlamaktadır.

Tescilli sınai hak sahipleri; tazminat, el koyma, imha ve cezai talepleri bakımından SMK’nın sağladığı kapsamlı güvenceye dayanmaya devam edebilecektir. Bununla birlikte, avukatların ve marka vekillerinin dava dilekçelerini ve talep sonuçlarını bu karara göre yeniden gözden geçirmeleri önerilir.

Tescilli marka veya tasarım haklarınızın ihlal edildiğini düşünüyorsanız, SMK kapsamındaki hukuki süreçler ve bu kararın davamıza etkisi hakkında bilgi almak için MIA Hukuk Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.

www.miahukukdanismanlik.com.tr  |  @miahukukvedanismanlik

Karar Künyesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/5719, K. 2025/4054, T. 04.06.2025

Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi (2022/16 E., 2024/1070 K.)

İlk Derece: İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi (2019/78 E., 2021/190 K.)

Kaynakça

SULUK, Cahit / KARASU, Rauf / NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022.

BOZBEL, Savaş; Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015.

NOMER ERTAN, Füsun / HELVACI, Mehmet / KAYA, Arslan / ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022.

ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK), Resmî Gazete 10.01.2017.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), Resmî Gazete 14.02.2011.

Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/5719, K. 2025/4054, T. 04.06.2025

11. Hukuk Dairesi 2024/5719 E., 2025/4054 K.
MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2022/16 Esas, 2024/1070 Karar
HÜKÜM: Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ: İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2019/78 E., 2021/190 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin soğutma sistemleri imalatı üzerine faaliyet gösterdiğini, 2015/… numaralı soğutma ünitesi tasarımının adına tescilli olduğunu, davalının ise müvekkiline ait söz konusu tasarımının birebir aynısını kullandığını ve üreterek sattığını, davalının eylemlerinin müvekkilinin tasarım hakkından kaynaklanan haklarını ihlal ettiğini ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek davalının tasarım ihlalinin ve haksız rekabetin tespitine ve engellenmesine şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat ve 10.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, aşamalarda maddi tazminat talebini ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının tasarım tescili aldığını iddia ettiği ürünün …’den ithal edildiğini, dolayısıyla müvekkili tarafından davacının tasarım hakkının ihlal edilmediğini, kaldı ki müvekkiline ait ürünün boyutları ile davacı ürünün boyutlarının aynı olmadığını, her iki ürün üzerinde iddia edildiği gibi kullanıcılar nezdinde bir ayniyet bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ürünlerinin davacıya ait 2015/… tasarımı ile genel izlenim itibari ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu ve davacı tasarımına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu, davacının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 151/2-b maddesi uyarınca yoksun kalınan kazancı ve SMK’nın 149/1-ç maddesi uyarınca manevi tazminat isteyebileceği gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile davalıya ait ep 60/3 ve ep 60/2 ürünlerin davacının 2015/… numaralı tasarımına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve engellenmesine, 35.537,54 TL maddi tazminatın ve 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davacının, her biri ayrı bir davaya konu olabilecek istemlerini tek bir dava içinde talep etmiş olmasının davaların yığılması niteliğinde olduğu, istemlerin her biri için ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri gerektiği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, tasarım hakkının ihlali ve haksız rekabetin tespiti, men’i, sonuçlarının ortandan kaldırılması ile maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun’un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Mahkemece davalının kullanımlarının tasarım hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli tasarımın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi tasarımın izinsiz kullanılmasının hem tasarım hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır.
Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.
Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir.
Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK’da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK’da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK’da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK’nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, Füsun/HELVACI, Mehmet/KAYA, Arslan/ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, davalı ise davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği tasarım Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tasarımın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-… sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-… sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men’ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK’nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI.
SONUÇ:
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin hüküm fıkrasının 2-a maddesi 1 inci fıkrasında yer alan “ve haksız rekabet” ile dokuzuncu fıkrasında yer alan “ve haksız rekabetin” ibaresinin çıkartılarak kararın bu haliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kararı İndirmek İçin Tıklayınız :

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

wpChatIcon
x  Shield Security ile WordPress için Güçlü Koruma
Bu Site
Shield Security Tarafından Korunuyor →