Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/5987, K. 2024/2264, T. 20.03.2024
Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/5987, K. 2024/2264, T. 20.03.2024
Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 30.12.1998 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde “Atis Asfalt Taahhüt İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi” unvanıyla kurulduğunu, 07.01.2014 tarihinde tür değişikliğine giderek aynı unvanlı anonim şirket olarak ticari hayatına devam ettiğini, gerek ticaret unvanından, gerekse ticaret siciline kayıtlı iştigal konularından anlaşılacağı üzere müvekkilinin ticari faaliyetlerinin temelini, başta asfalt olmak üzere yol yapım ürünlerinin ticareti ve yol yapım işleri oluşturduğunu, şirketin kurulduğu günden bugüne ticari faaliyetlerinde ticaret unvanının esas unsuru olan “ATİS” ibaresini kullandığını, şirketin 2001/01328 numaralı “ATİS+ Şekil” ibareli başvuru ile markasal kullanımını TÜRKPATENT nezdinde 19, 37 ve 42. sınıflarda tescil ettirdiğini, bu markanın şirketteki yönetimsel bir takım sorunlar nedeniyle yenilenmesi gereken tarihte yenilenmediğini ve koruma süresinin sona erdiğini, ancak her ne kadar markanın koruma süresi sona erse de şirketin “ATİS” ibaresini ticaret hayatında markasal olarak kullanımına kesintisiz olarak devam ettiğini ve 1998 yılından bu yana sektöründe tanınmış bir marka haline geldiğini, işbu markasal kullanımının yeniden tescile bağlanması amacıyla bu kez 2016/55709 numaralı “ATİS” ibareli 19, 35 ve 37. sınıflarda TÜRKPATENT’e yeni bir marka başvurusunda bulunduklarını, ancak 19. sınıfta davalıya ait 2013/21320 sayılı “ATİS” ibareli markanın tescilli olması nedeniyle müvekkilinin başvurusundan 19. sınıf emtiaların çıkarıldığını, müvekkilinin “ATİS” ibaresi üzerinde 19. sınıfta önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahibi olduğunu, “ATİS” ibaresinin uzun yıllardır müvekkili tarafından 19. sınıfa giren emtialarda aralıksız ve ciddi şekilde kullanıldığını, davalının ise 2011/50542 sayılı marka başvurusu ile “ATİS” ibareli markanın 19. sınıfta tescili için yaptığı başvurunun Kurum tarafından reddedilmesiyle müvekkilinin markasını öğrendiğini ve daha sonra yine aynı sınıfta “ATİS” ibaresini tescil ettirmek için başvuruda bulunduğunu, başvuru anından itibaren müvekkilinin markasını bildiğini ve bu markanın tanınmışlığından yararlanmak amacıyla kötüniyetli olarak markayı adına tescil ettirdiğini, uyuşmazlığa konu işaret aynı zamanda davacı şirkete ait işyerlerinde marka ve işletme adı olarak kullanıldığını, müvekkili olduğu şirket markası ile davalı markası birebir aynı olmakla ve aynı sektörde kullanılmakla tüketici tarafından karıştırılması kaçınılmaz olduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli 2013/21320 sayılı markanın tescilli olduğu 19. sınıf emtiaları bakımından hükümsüzlüğüyle sicilden terkine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin tescilde kötüniyetli olmadığını, müvekkili şirketin hissedarlarının soyadı ve şirket unvanı olan Atmaca ibaresinden yola çıkarak tescil başvurusu yaptıklarını, müvekkilinin Ağrı İlinde faal olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, davacı adına TÜRKPATENT nezdinde tescilli iken yenileme işlemi yapılmayan markanın başvuru tarihinin 23.01.2001 olduğu, 23.01.2011 tarihinde yenileme işlemi yapılması gerektiği, bu tarihte yürürlükte olan 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 40 ve 41 inci maddeleri uyarınca davacının markasının koruma süresinin bitiminden itibaren 6 aylık süre içerisinde yenilenmediğinden hükümsüz kılındığı, yine 556 sayılı KHK’nın 8 inci maddesinin son fıkrası kapsamında davalı marka başvurusunun 08.03.2013 tarihinde yapıldığı, bu tarihte davacının herhangi bir itirazının da olmadığı, aynı zamanda davacının sunmuş olduğu delillerle markanın tanınmışlığını ve davalının marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun kabul edilebilir olmadığını, daha önce dosyaya sunulan delillerin değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunun aksine müvekkiline ait markanın bir çok alanda ön planda olduğunu, tanınmış olduğunu, Google arama motoruna “ATİS” yazıldığında müvekkiline ait şirketin en üstte yer aldığını, müvekkilin çalışmalarının haberlere ve dergilere konu olduğunu, müvekkilinin almış olduğu uygunluk belgeleri ve eklerinin, müvekkilinin biten ve devam eden işlerinin gösterildiği tablonun dosyaya sunulduğunu, markanın tanınmış olmadığından ve davalının tüm bunlardan bihaber olduğundan bahisle hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, davalının 2011/50542 sayılı marka başvurusu ile “ATİS” ibareli markanın 19. sınıfta tescili için TÜRKPATENT’e başvurduğunu, başvurusunun reddedildiğini, bunun üzerine “ATİS” ibaresinin 2013 yılında davalı tarafından markalaştırıldığını, dolayısıyla davalının müvekkilinden haberdar olduğunu, davalının müvekkilinin tanınmışlığından yararlanmak adına aynı ismi kötü niyetli olarak tescil ettirdiğini, “ATİS” ibaresinin ilk olarak müvekkili tarafından 1998 yılında ticaret siciline tescil edildiğini, bu tarihten itibaren kesintisizi olarak kullanımının devam ettiğini, bu sürekliliğin 556 sayılı KHK’nın 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre müvekkiline gerçek hak sahipliği tanıdığını ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ve davacının marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu ve markanın kendisi tarafından tanınır hale getirildiğini iddia ettiği, bu iddiasını markanın davalının marka için başvuru yaptığı tarihten öncesine ait delillerle kanıtlamak zorunda olmasına rağmen bu amaçla sunulan belgelerin ilgili sektörde markanın tanınır durumda olduğunu göstermediği gibi asfalt yapım işine ait ihale evrakları ile ulusal bir derginin 2017 yılındaki baskılarında davacının çalışmalarının yayınlanmasının davalının başvuru tarihlerinden sonraya ilişkin olması nedeniyle de davacının iddiasını kanıtlayamadığı, internet arama motorunda “ATİS” markasının yazılması ile ilk olarak kendilerine ait şirketin en üstte yazmasının da markanın tanınır olduğunu göstermeyeceği gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı şirket adına tescilli markanın, üzerinde davacının ticaret unvanı ile önceki markasal kullanıma dayalı hakkı bulunduğu ve tescilde kötü niyet iddialarına dayalı olarak hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasındadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (6769 sayılı Kanun) 25 inci maddesi ile 6 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı taraf 2001/01328 sayılı olup kendi adına tescilli bulunan ve daha sonra yenilenmeyen markasının, tescilsiz de olsa fiilen kullanımının devam ettiğini, markanın kendi çabalarıyla tanınır hale geldiğini, kendisinin üstün ve önceye dayalı markasal kullanımdan doğan hakkı bulunduğunu, davalının marka tescilinin kötüniyetli olduğunu ve davalının tescilinden daha önceki tarihli ticaret unvanı bulunması nedeniyle davalı markasının 19. sınıfta tescilli olduğu tüm emtialar yönünden hükümsüzlüğünün gerektiğini ileri sürmüş; Mahkemece davacının sunduğu faturalar üzerindeki kullanımının markasal kullanım olmadığı, davacının üstün ve önceye dayalı markasal kullanımdan doğan hakkının bulunmadığı, davacının tescilsiz markasının tanınmışlığının ve davalı tescilinin kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararı istinaf edilmesi üzerine inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
6769 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesinde tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait ticaret unvanını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvurunun reddedileceği düzenlenmiş olup bu sebep aynı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükümsüzlük hallerinden biri olarak da düzenlenmiştir.
Davacı şirket Makinsan Asfalt Taah. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. olan unvanını kullanmaktayken 25.12.1998 tarihinde ticaret unvanını Atis Asfalt Taah. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. olarak değiştirerek tescil ve ilan ettirmiş, daha sonra da tür değişikliğiyle Atis Asfalt Taah. İnş. San. ve Tic. A.Ş. unvanını almış olup, davaya konu davalı markasının başvuru tarihi ise 08.03.2013’tür.
Şu halde, davacı tarafın ticaret unvanının ayırt edici unsuru olan “Atis” ibaresinin davaya konu davalı markasında aynen kullanıldığı ve ticaret unvanın davalı markasından daha eski tarihli olduğu gözetilerek Mahkemece davacının ana sözleşmesi ve fiili faaliyet alanı üzerinde gerekirse bilirkişiler marifetiyle yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hükümsüzlük sebeplerinden biri olarak ileri sürülmüş olan bu husus değerlendirilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, somut uyuşmazlıkta tescilsiz markasal kullanım, ticaret unvanına dayalı önceki hak ve kötü niyet iddiasının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
Kararda; davacının önceki tarihli tescilli markasını süresinde yenilememiş olması nedeniyle marka hakkının sona erdiği kabul edilmekle birlikte, bu durumun davacının ticaret unvanından kaynaklanan haklarını ve önceye dayalı kullanım iddiasını ortadan kaldırmayacağı özellikle vurgulanmıştır.
Yargıtay, SMK m. 6 ve m. 25 hükümleri uyarınca; bir markanın, başkasına ait daha eski tarihli ticaret unvanının ayırt edici unsurunu aynen içermesi hâlinde, bu hususun bağımsız bir hükümsüzlük sebebi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu kapsamda; davacının ticaret unvanının ayırt edici unsuru olan “ATİS” ibaresinin, davalı markasında aynen kullanıldığı ve ticaret unvanının davalı marka başvurusundan çok daha eski tarihli olduğu sabit olduğundan, İlk Derece Mahkemesinin bu iddiayı hiç değerlendirmeksizin karar vermesi eksik inceleme olarak nitelendirilmiştir.
Yargıtay; Mahkemece,
-
Davacının ana sözleşmesi,
-
Fiili faaliyet alanı,
-
Markanın kullanıldığı sektör ve karıştırılma ihtimali,
-
Ticaret unvanının markasal etki doğurup doğurmadığı
hususlarının bilirkişi incelemesi dahil değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş; bu yapılmadan verilen kararın hukuka aykırı olduğunu kabul ederek bozma yoluna gitmiştir.
Kararın Uygulamaya Etkisi
Bu karar ile Yargıtay;
-
❗ Marka yenilenmemiş olsa dahi,
-
❗ Tescilsiz markasal kullanım ispatlanamasa dahi,
-
❗ Tanınmışlık iddiası kabul edilmese bile,
önceki tarihli ticaret unvanının ayırt edici unsurunun sonraki marka tarafından aynen kullanılmasının tek başına hükümsüzlük incelemesi yapılmasını gerektirdiğini açıkça ortaya koymuştur.
👉 Bu yönüyle karar, ticaret unvanına dayalı marka hükümsüzlüğü davalarında son derece güçlü bir emsal niteliğindedir.





Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!