Tasfiye Edilen Şirketin Markası Ne Olur? Terkin Edilen Şirketin Markasının Hukuki Akıbeti, İhya ve Ek Tasfiye
TASFİYE EDİLEREK TİCARET SİCİLİNDEN TERKİN EDİLEN ŞİRKET ADINA TESCİLLİ MARKANIN HUKUKİ AKIBETİ
Ek Tasfiye, Şirketin İhyası ve Marka Devrinin Hukuki Boyutu
GİRİŞ
Ticaret şirketlerinin tasfiye edilerek ticaret sicilinden terkin edilmesi, tüzel kişiliğin sona ermesiyle sonuçlanan nihai bir işlemdir. Ancak uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir problem, tasfiye memurlarının şirket aktiflerini tam olarak tespit edememesi ve tasfiye bilançosuna yansıtmamasıdır. Şirket adına TÜRKPATENT nezdinde tescilli bir markanın, tasfiye sürecinde gözden kaçırılması bu duruma tipik bir örnektir. Bu tür dosyalar, bir Bursa marka avukatı için hem ticaret hukuku hem de sınai mülkiyet hukuku bilgisini birlikte gerektiren, disiplinlerarası bir inceleme alanı oluşturur.
Terkin işlemi tamamlandıktan sonra ortaya çıkan bu tablo; marka hakkının hukuki akıbeti, hak sahipliğinin niteliği, devir işleminin yapılabilirliği ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 547. maddesi kapsamında ek tasfiye yoluyla şirketin ihyası ihtiyacı bakımından çok yönlü bir inceleme gerektirmektedir. Bu çalışma, Bursa marka vekili ve Bursa marka avukatı sıfatıyla sınai mülkiyet hukuku ve ticaret hukuku kesişiminde yürütülen uygulamadan hareketle, terkin edilmiş şirketler adına tescilli markaların hukuki statüsünü; TTK m. 547, Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”) hükümleri ve yerleşik Yargıtay içtihadı ışığında, doktrinel ve uygulama odaklı bir yaklaşımla ele almaktadır. Amaç, meslektaşların da referans alabileceği; kesin pozitif hukuk kuralları ile hukuki değerlendirmelerin birbirinden ayrıştırıldığı, doğrulanabilir kaynaklara dayanan bir metin ortaya koymaktır.
1. ŞİRKETİN TASFİYESİ VE MARKA HAKKININ ŞİRKET MALVARLIĞINDAKİ KONUMU
Marka hakkı, SMK m. 148 uyarınca devir, lisans, rehin ve miras yoluyla intikale konu olabilen, ekonomik değer taşıyan gayri maddi bir malvarlığı hakkıdır. Bu niteliği itibarıyla marka, tescil sahibi şirketin bilançosunda aktif kalemi olarak yer alması gereken bir haktır. TTK m. 536 vd. hükümleri uyarınca tasfiye memurları, tasfiye halindeki şirketin tüm aktif ve pasiflerini eksiksiz tespit etmek, alacakları tahsil etmek, malvarlığı unsurlarını nakde çevirmek ya da ortaklara paylaştırmak ve şirketi bu suretle sona erdirmekle yükümlüdür (TTK m. 543-545).
Burada isabetli bir hukuki ayrım yapılması gerekmektedir: Şirketin tasfiye edilerek tüzel kişiliğinin sona ermesi, şirket aktiflerinin kendiliğinden ve otomatik olarak ortaklara intikal ettiği anlamına gelmez. Uygulamada zaman zaman rastlanan “şirket kapanınca mal varlığı ortaklara geçer” şeklindeki basite indirgenmiş yaklaşım, tasfiye hukukunun temel mantığıyla bağdaşmamaktadır. Tasfiye, mal varlığının usulüne uygun şekilde paraya çevrilmesi, borçların ödenmesi ve kalan bakiyenin pay oranına göre ortaklara dağıtılması sürecidir; bu süreç tamamlanmadan (yani ilgili aktif tasfiyeye konu edilmeden) şirketin sicilden terkini, o aktif bakımından tasfiyenin eksik kaldığı anlamına gelir.
Marka hakkının lisanslanabilir, devredilebilir ve teminata konu edilebilir bir hak olması; ayrıca somut bir piyasa değeri taşıyabilmesi, onu tasfiye kapsamına alınması gereken tipik bir aktif haline getirmektedir. Marka değerinin bazı hallerde şirketin diğer maddi aktiflerinden daha yüksek olabildiği de gözden kaçırılmamalıdır; özellikle tanınmışlık kazanmış veya belirli bir pazarda yerleşik markalar bakımından bu husus önem taşır.
2. TASFİYE SIRASINDA MARKANIN GÖZDEN KAÇIRILMASI
Marka hakkının tasfiye işlemlerine dahil edilmemesinin en sık rastlanan nedeni, tasfiye memurlarının inceleme kapsamını şirketin ticari defterleri, banka hesapları ve taşınır/taşınmaz mal varlığı ile sınırlı tutması; TÜRKPATENT sicil kayıtlarının ayrıca sorgulanmamasıdır. Marka, ticaret siciline değil TÜRKPATENT’e bağlı ayrı bir sicile tabi olduğundan, tasfiye memurunun bu sicili resen araştırmaması halinde marka hakkı tasfiye bilançosunun dışında kalabilmektedir.
Bu durumun sonucu şudur: tasfiye bilançosu, şirketin gerçek malvarlığını tam olarak yansıtmamaktadır. Bilançoda yer almayan bir aktifin tasfiyeye konu edilmesi mümkün olmadığından, tasfiye memuru bu aktif bakımından hiçbir işlem yapmadan tasfiyeyi tamamlamış ve şirketin terkinini talep etmiş olur. Ortaya çıkan tablo, hukuken tasfiyesi tamamlanmamış bir aktifin, tüzel kişiliği sona ermiş bir şirket adına sicilde kayıtlı kalmaya devam etmesidir. Bu, aşağıda ayrıntılı olarak ele alınacağı üzere, TTK m. 547 anlamında “ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu” hallerden birine işaret edebilir; ancak bu sonucun otomatik olmadığı, somut olay koşullarına bağlı olduğu 6. bölümde tartışılacaktır.
3. TİCARET SİCİLİNDEN TERKİNİN MARKA HAKKINA ETKİSİ
Ticaret sicili ile TÜRKPATENT marka sicili, farklı mevzuata tabi, farklı amaçlara hizmet eden ve birbirinden bağımsız işleyen iki ayrı kayıt sistemidir. Ticaret sicili, tacirlerin ve ticaret şirketlerinin ticari statüsünü, temsil yetkilerini ve tüzel kişilik durumunu kamuya duyurma işlevi görürken; TÜRKPATENT nezdindeki marka sicili, sınai mülkiyet haklarının varlığını, kapsamını ve hak sahipliğini gösteren teknik bir sicildir.
Bu ayrım gözetildiğinde, bir şirketin ticaret sicilinden terkin edilmesinin, o şirket adına tescilli markayı kendiliğinden hükümsüz kılmadığı; markayı kendiliğinden ortaklara veya üçüncü kişilere geçirmediği; TÜRKPATENT sicilindeki marka sahibi bilgisini otomatik olarak güncellemediği açıktır. SMK’da, ticaret sicilinden terkin edilen bir şirketin markasının resen hükümsüz sayılacağına veya sicilden resen terkin edileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Marka hakkı, SMK m. 26 vd. hükümlerinde sayılan hükümsüzlük sebepleri veya SMK m. 192 vd. hükümlerinde düzenlenen iptal/terk mekanizmaları dışında kendiliğinden sona ermez.
Kaynak: 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, mevzuat.gov.tr
Dolayısıyla, ticaret sicilindeki tüzel kişilik durumu ile TÜRKPATENT nezdindeki marka sahipliği kaydı birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir: şirket ticaret sicili bakımından artık mevcut değildir, ancak TÜRKPATENT sicilinde marka sahibi olarak görünmeye devam etmektedir. Bu görünüm, aşağıda ele alınacağı üzere, tek başına markanın tasarruf edilebilir olduğu anlamına gelmez; hak sahipliğinin varlığı ile bu hak üzerinde işlem yapma (tasarruf) yetkisinin varlığı ayrı meselelerdir.
4. TERKİN EDİLEN ŞİRKET ADINA MARKA DEVRİ YAPILABİLİR Mİ?
Bu sorunun cevabı, makalenin uygulama açısından en kritik noktasını oluşturmaktadır. Marka, ticaret sicilinden terkin edilmiş bir şirket adına tescilli olduğunda, o şirket adına irade açıklamasında bulunacak, devir sözleşmesini imzalayacak ya da TÜRKPATENT nezdinde devir talebinde bulunacak bir organ veya temsilci mevcut değildir. Zira tüzel kişilik, terkinle birlikte sona ermiş; yönetim organının (müdürler kurulu, yönetim kurulu) ve tasfiye memurunun temsil yetkisi de tasfiyenin tamamlanmasıyla nihayete ermiştir.
Bu noktada açıkça vurgulanması gereken tespit şudur:
TÜRKPATENT sicilinde marka sahibi olarak hâlen şirket görünse dahi, şirketin ticaret sicilinden terkin edilmiş olması, şirket adına irade açıklamasında bulunularak olağan bir devir işleminin yapılmasını hukuken sorunlu, hatta mevcut hukuki çerçevede imkânsız hale getirmektedir.
Bu tespit, kesin ve istisnasız bir pozitif hukuk kuralı olarak değil; tüzel kişiliğin sona ermesinin temsil ve işlem ehliyeti üzerindeki doğal sonuçları çerçevesinde bir hukuki değerlendirme olarak okunmalıdır. Tüzel kişilik sona erdiğinde, o tüzel kişi adına hukuken bağlayıcı irade açıklamasında bulunabilecek bir organ kalmamaktadır; TÜRKPATENT uygulamasında da devir taleplerinde talep sahibinin (devredenin) güncel ve yetkili temsilcisinin imza ve yetki belgelerinin aranması, bu işlemi fiilen tıkamaktadır. Sonuç olarak, terkin edilmiş şirket adına doğrudan bir devir sözleşmesi akdedilse dahi, bu sözleşmenin şirketi bağlayacak şekilde temsil edilmiş olması mümkün görünmemektedir; TÜRKPATENT’in de yetkili temsilci belgesi sunulamayan bir devir talebini usulünce sonuçlandırması beklenemez.
Bu tıkanıklığın aşılması için başvurulabilecek hukuki araç, aşağıda incelenen TTK m. 547 kapsamındaki ek tasfiye amacıyla şirketin geçici olarak ihyasıdır.
5. TTK m. 547 KAPSAMINDA EK TASFİYE VE ŞİRKETİN İHYASI
TTK m. 547 hükmü şu şekildedir:
MADDE 547- (1) Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilirler. (2) Mahkeme istemin yerinde olduğuna kanaat getirirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verir ve bu işlemlerini yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirir.
Kaynak: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, mevzuat.gov.tr
Madde metninden ve gerekçesinden hareketle, ek tasfiye kurumunun temel özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
- Ek tasfiye, tasfiyenin usulüne uygun şekilde kapanmış ve şirketin ticaret sicilinden terkin edilmiş olmasını ön şart olarak arar.
- Talep hakkı; son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılara tanınmıştır.
- Görevli ve yetkili mahkeme, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesidir.
- Şirketin yeniden tescili (ihya), yalnızca ek tasfiye işlemleri sonuçlandırılıncaya kadar geçerli, sınırlı kapsamlı ve geçici niteliktedir.
Doktrinde de vurgulandığı üzere, ek tasfiye tedbir niteliğinde bir kurumdur ve bu tedbirle şirket için yeni bir hukuki durum yaratılmamaktadır; amaç, tasfiyesi ihmal edilmiş işlemlerin tamamlanmasının ardından şirketin yeniden ve nihai olarak sona erdirilmesidir (bu yöndeki doktrinel değerlendirme için bkz. Oruç Hami ŞENER, Anonim Ortaklıkta Ek Tasfiye (İhya), 2015).
Bu çerçevede TTK m. 547 kapsamındaki ihyanın, şirketin ticari faaliyetlerine yeniden başlamasını sağlayan genel bir “canlandırma” mekanizması olmadığının altı çizilmelidir. İhya kararıyla şirket, sınırlı ve amaca bağlı bir tüzel kişilik kazanır; bu tüzel kişilik yalnızca ek tasfiye işlemlerinin (somut olayda: marka hakkının tasfiyesi veya devri) tamamlanmasına hizmet eder ve işlemler sonuçlandığında şirket yeniden sona erer.
6. MARKANIN TASFİYE EDİLMEMİŞ OLMASI İHYAYI GEREKTİRİR Mİ?
Bu bölüm, makalenin özgün hukuki tartışma zeminini oluşturmaktadır. Sorulması gereken soru şudur: Şirket adına tescilli tek bir markanın tasfiye sırasında gözden kaçırılmış olması, her durumda ve otomatik olarak TTK m. 547 anlamında “ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu” bir hal midir?
Bu soruya mekanik bir “evet” cevabı verilmesi doğru bir hukuki yöntem değildir. TTK m. 547’nin uygulanabilmesi için kanun, ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının “zorunlu” olduğunun anlaşılmasını aramaktadır; bu ise somut olayın koşullarına göre değerlendirilmesi gereken bir unsurdur. Değerlendirmede dikkate alınması gereken kriterler şu şekilde sıralanabilir:
- Marka hakkının ekonomik değeri: Değeri bulunmayan, kullanılmayan veya iktisadi olarak önemsiz bir marka bakımından ek tasfiye/ihya yoluna başvurmanın hukuki yararı tartışmaya açık olabilir; buna karşılık aktif kullanımda olan, tanınmış ya da ticari değeri yüksek bir marka bakımından tasfiyenin tamamlanmamış olması daha güçlü bir ek tasfiye gerekçesi oluşturur.
- Tasfiye memurunun yükümlülükleri ve tasfiye bilançosunun kapsamı: Bilançoda yer almayan, dolayısıyla tasfiyeye hiç konu edilmemiş bir aktifin varlığı, tasfiyenin objektif olarak eksik kaldığını gösterir; bu eksikliğin niteliği (ihmal, bilgi eksikliği, kasıt) sonucu değiştirmese de sorumluluk değerlendirmesi bakımından önem taşıyabilir.
- Markanın devredilebilir/tasarruf edilebilir olması: Aktifin nakde çevrilebilir, devredilebilir bir hak olması, tasfiyeye konu edilmesi gerektiğini destekler.
- TÜRKPATENT sicilindeki hak sahipliğinin fiilen kullanılabilir olup olmadığı: Marka sicilde şirket adına kayıtlı kaldığı sürece, bu hak üzerinde meşru bir tasarruf iradesi bulunan ilgililer (örn. markayı fiilen kullanmak isteyen eski ortaklar, markayı devralmak isteyen üçüncü kişi) bakımından fiilî bir tıkanıklık doğmaktadır.
Bu kriterler birlikte değerlendirildiğinde, ekonomik değeri bulunan, tasfiye bilançosuna hiç dahil edilmemiş ve üzerinde tasarruf edilmek istenen bir markanın varlığı, kural olarak TTK m. 547 anlamında “ek tasfiye işlemlerinin zorunlu olduğu” bir duruma işaret eder. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2018/527, K. 2019/2597 sayılı kararında da, şirket aktifindeki marka dosyalarının tasfiye sırasında paraya çevrilmeden bırakılması ve markalara ilişkin görülmekte olan bir uyuşmazlığın bulunması, şirketin ilgili dosyayla sınırlı olarak ihyasını gerektiren bir durum olarak değerlendirilmiştir (ayrıntılı inceleme için bkz. 10. bölüm). Ancak bu sonuç, “marka unutulduysa her durumda ihya gerekir” şeklinde genelleştirilebilecek mekanik bir kural değildir; markanın hiçbir ekonomik değer taşımadığı, kullanılmadığı ya da üzerinde herhangi bir tasarruf iradesinin bulunmadığı hallerde ek tasfiye talebinin hukuki yarar şartını karşılayıp karşılamadığı ayrıca tartışılmalıdır (bu konudaki hukuki yarar tartışması için bkz. 7. bölüm).
7. İHYA DAVASINDA HUKUKİ YARAR
Her dava şartında olduğu gibi, ek tasfiye amacıyla açılacak ihya davasında da davacının hukuki yararının bulunması aranır. Marka özelinde hukuki yararı somutlaştıran başlıca haller şunlardır:
- Marka üzerinde devir işlemi gerçekleştirilmek istenmesine rağmen, şirketin terkin edilmiş olması nedeniyle bu işlemin fiilen yapılamaması;
- TÜRKPATENT sicilinde şirketin marka sahibi olarak görünmeye devam etmesi ve bu durumun markanın üçüncü kişilerce kullanılmasına, lisanslanmasına veya teminat gösterilmesine engel oluşturması;
- Markanın ortaklara veya üçüncü bir kişiye devredilmesi yönünde somut ve belgelenebilir bir talebin/iradenin bulunması;
- Markanın tasfiye edilmeden şirket malvarlığında fiilen kalmış olması ve bu suretle tasfiyenin usulüne uygun tamamlanmamış sayılması.
Davacının bu unsurlardan en az birini somut olgularla ortaya koyması, ihya talebinin hukuki yarar şartını karşılaması bakımından önem taşır. Soyut biçimde “markanın unutulduğu” ileri sürülmesi, tek başına yeterli olmayabilir; talebin, markanın tasarrufuna yönelik somut bir ihtiyaçla desteklenmesi, davanın esastan değerlendirilmesi bakımından güçlendirici bir unsurdur.
8. TASFİYE MEMURUNUN SORUMLULUĞU
TTK m. 543 vd. hükümleri uyarınca tasfiye memurları, şirketin tüm mal varlığını araştırma, tespit etme ve tasfiyeyi eksiksiz tamamlama yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğün ihlali, tasfiye memurunun TTK’nın genel sorumluluk hükümleri (bkz. TTK m. 553 vd. anonim şirketler için, m. 643 yollamasıyla limited şirketler için) çerçevesinde şirkete, ortaklara veya alacaklılara karşı sorumluluğunu gündeme getirebilir.
Ancak markanın tasfiye sırasında gözden kaçırılmış olması, tasfiye memurunun sorumluluğu bakımından da otomatik bir sonuç doğurmaz. Sorumluluğun tespiti; tasfiye memurunun markanın varlığından haberdar olup olmadığı, gerekli özeni gösterip göstermediği, TÜRKPATENT sicilini araştırma yükümlülüğünü somut olayda makul ölçüde yerine getirip getirmediği ve ortaya çıkan zararın niteliği gibi unsurların somut olay bazında incelenmesini gerektirir. Bu bakımdan, “marka gözden kaçtıysa tasfiye memuru otomatik olarak sorumludur” şeklinde genel bir sonuca varılması doğru bir hukuki yaklaşım olmayacaktır; kusur ve nedensellik unsurlarının ayrıca ispatlanması gerekir.
Şirket alacaklıları ve ortaklar bakımından ise, markanın değerlendirilmemiş olması nedeniyle uğranılan zararın varlığı ölçüsünde, ek tasfiye/ihya süreci tamamlandıktan sonra ayrı bir sorumluluk davası açılması gündeme gelebilir; ancak bu, ek tasfiye/ihya talebinden bağımsız, ayrı bir dava konusudur.
9. İHYA SONRASI MARKANIN DEVRİ
İhya kararının kesinleşmesi ve şirketin ek tasfiye amacıyla yeniden tesciliyle birlikte, izlenecek hukuki süreç şu şekilde sıralanabilir:
İhya (ek tasfiye amacıyla yeniden tescil) → asliye ticaret mahkemesince tasfiye memuru atanması → marka hakkının değerlendirilmesi (devir veya nihai tasfiye) → TÜRKPATENT nezdinde devir işleminin tescili → ek tasfiyenin tamamlanmasıyla şirketin yeniden ve nihai olarak terkini.
Bu aşamada atanan tasfiye memuru, TTK m. 543 vd. hükümleri çerçevesinde markanın değerini tespit etmek, uygun görülmesi halinde marka hakkını ortaklara (tasfiye artığı olarak) intikal ettirmek ya da üçüncü bir kişiye devretmek ve elde edilecek bedeli tasfiyeye dahil etmekle yükümlüdür. TÜRKPATENT nezdindeki devir başvurusunda, devredenin (şirketin) bu aşamada ihya kararıyla yeniden kazanılmış, sınırlı ama geçerli bir tüzel kişiliğe sahip olduğu ve devri gerçekleştirecek temsilcinin (atanan tasfiye memurunun) yetki belgesi ile hareket ettiği açıkça ortaya konulmalıdır. SMK m. 148 ve devamı hükümleri ile TTK’nın tasfiye ve temsile ilişkin hükümleri, bu noktada iç içe geçmekte; devir işleminin geçerliliği, şirketler hukuku bakımından temsil yetkisinin usulüne uygun tevsiki koşuluna bağlı kalmaktadır.
10. YARGITAY VE YERLEŞİK UYGULAMA
TTK m. 547 kapsamındaki ek tasfiye/ihya kurumu, Yargıtay’ın yerleşik içtihadına konu olmuş bir kurumdur. Aşağıda, ek tasfiyenin genel niteliğini, dava şartlarını ve yargılama usulünü ortaya koyan bir Hukuk Genel Kurulu kararı ile, doğrudan marka hakkına ilişkin somut bir Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararı birlikte incelenmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/11-2924, K. 2018/1935, T. 13.12.2018
Bu kararda Hukuk Genel Kurulu, tasfiyesi tamamlanarak ticaret sicilinden terkin edilen bir limited şirketin, TTK m. 547 uyarınca ek tasfiye amacıyla ihyası talebini incelemiştir. Olayda, şirketten alacaklı olduğunu ileri süren bir kişi, açacağı hizmet tespiti davasında şirketi hasım gösterebilmek amacıyla ihya talebinde bulunmuş; yerel mahkeme talebi kabul etmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise davanın yazılı yargılama usulüne tabi olması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur (11. HD, E. 2016/6954, K. 2016/7331, T. 19.09.2016). Yerel mahkemenin direnmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu, ek tasfiyenin TTK m. 547 ve m. 1521 hükümleri ile HMK’nın çekişmesiz yargı işlerine ilişkin 382 ve 385. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, ek tasfiye talebinin niteliği itibarıyla basit yargılama usulüne tabi bir çekişmesiz yargı işi olduğuna hükmetmiştir.
Kararın somut olayımıza uygulanabilir ilkesi şudur: Tasfiye memurunun, şirketin tüm alacak ve borçlarını, tüm mal varlığını araştırarak tasfiyeyi eksiksiz tamamlaması gerektiği; tasfiyenin eksik kalması halinde (kararın karşı oy yazısında da vurgulandığı üzere) sicilden terkin edilen şirketin, eksik kalan hususun tamamlanması için ihyasının gerekli olduğu kabul edilmiştir. Karar, ek tasfiyenin tasfiye sırasında gözden kaçan bir hususun (somut olayda: görülmekte olan bir davada husumet ehliyeti) tamamlanmasına hizmet eden, sınırlı ve amaca bağlı bir mekanizma olduğunu teyit etmektedir; bu ilke, tasfiye sırasında gözden kaçan bir marka hakkının tasfiyesi ihtiyacına da aynı mantıkla uygulanabilir niteliktedir.
Belirtilen Hukuk Genel Kurulu kararında ortaya konan genel ilke -tasfiye memurunun malvarlığını eksiksiz tespit yükümlülüğü ve tasfiyesi tamamlanmamış aktiflerin ek tasfiye yoluyla tamamlanması gerekliliği- aşağıda aktarılan ve doğrudan marka hakkına ilişkin olan ikinci bir Yargıtay kararında somut biçimde uygulama alanı bulmuştur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/527, K. 2019/2597, T. 03.04.2019
Bu karar, makalenin konusuyla doğrudan örtüşen, marka hakkının tasfiye sırasında paraya çevrilmeden bırakılması meselesine somut olarak değinen bir karardır. Olayda, bir limited şirket ortaklar kurulu kararıyla feshedilerek tasfiyeye girmiş; davacı ortak, tasfiye memurunun şirket aktifindeki marka dosyalarını paraya çevirmeden tasfiyeyi şeklen tamamlanmış gibi gösterdiğini, markaların gerçekte bir devir olmaksızın aynı aileden başka bir kişiye devredilmiş gibi gösterildiğini ileri sürerek, markalara ilişkin görülmekte olan fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi dosyalarında şirketin taraf olabilmesi için tüzel kişiliğinin ihyasını talep etmiştir.
Yerel mahkeme, markaya ilişkin dava dosyalarından biri Yargıtay aşamasında olduğundan ve bu dosya sonuçlanmadan tasfiyenin kapatılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, davayı kısmen kabul ederek şirketin yalnızca ilgili dava dosyası ile sınırlı olmak üzere yeniden ihyasına ve tasfiye memuru atanmasına karar vermiş; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bu hükmü 03.04.2019 tarihinde onamıştır.
Kararın somut olayımıza uygulanabilir ilkeleri şu şekilde özetlenebilir: (i) tasfiye memurunun, şirket aktifinde yer alan marka(lar)ı fiilen paraya çevirmeden veya usulüne uygun tasfiye etmeden tasfiyeyi tamamlanmış göstermesi, tasfiyenin eksik kaldığı anlamına gelmektedir; (ii) markaya ilişkin görülmekte olan bir uyuşmazlık (dava) sonuçlanmadan tasfiyenin nihai olarak kapatılması mümkün değildir; (iii) ihya, somut ihtiyaçla sınırlı olarak, yani yalnızca ilgili dava dosyasının sonuçlandırılmasına özgülenmiş biçimde verilebilmektedir – bu da 5. bölümde açıklanan ek tasfiyenin geçici ve amaca bağlı tüzel kişilik doğurduğu ilkesini somut bir olguyla teyit etmektedir. Karar ayrıca, 6. bölümde tartışılan hukuki yarar sorununa da işaret etmektedir: markanın tasfiye edilmeden bırakılması soyut olarak değil, markaya ilişkin somut, görülmekte olan bir uyuşmazlığın şirketin taraf ehliyetini gerektirmesi ölçüsünde ek tasfiye/ihya talebini haklı kılmaktadır.
Ayrıca doktrinde, ek tasfiye/ihya kurumunun 6762 sayılı mülga TTK döneminde kanuni bir düzenlemeye sahip olmadığı, uygulama ihtiyaçlarının ve yoğun Yargıtay içtihadının bu kurumun 6102 sayılı TTK’nın 547. maddesinde açıkça düzenlenmesine yol açtığı ifade edilmektedir; bu da kurumun içtihat temelli gelişiminin önemine işaret etmektedir.
11. DOKTRİNEL TARTIŞMA
A. Tüzel kişiliğin sona ermesine rağmen marka hakkının hukuken varlığını sürdürmesi
SMK’da öngörülen hükümsüzlük ve terkin sebepleri sınırlı sayıda (numerus clausus) düzenlenmiştir; marka sahibinin tüzel kişiliğini kaybetmesi bu sebepler arasında yer almamaktadır. Bu nedenle marka hakkı, sahibinin ticaret sicilinden terkin edilmesinden bağımsız olarak, tescilli olduğu sürece ve koruma süresi devam ettiği ölçüde hukuken varlığını sürdürür. Bu durum, sınai mülkiyet haklarının sicile bağlı (tescille kurulan ve tescille varlığını koruyan) niteliğinin doğal bir sonucudur.
B. Hak sahipliği ile işlem ehliyeti arasındaki fark
Tüzel kişiliği sona ermiş bir şirket adına kayıtlı marka bakımından, hak sahipliğinin (sicildeki kayden görünen mülkiyetin) varlığı ile bu hak üzerinde işlem yapabilme ehliyetinin varlığı özenle ayrıştırılmalıdır. Hak sahipliği, sicil kaydının sürmesiyle devam eder; işlem ehliyeti ise, hak sahibi adına geçerli irade açıklamasında bulunabilecek bir temsilcinin/organın varlığına bağlıdır. Tüzel kişiliğin sona ermesiyle bu ikinci unsur ortadan kalkmakta, marka üzerindeki hak sahipliği ise sicilde “askıda” bir görünüm halinde devam etmektedir.
C. Hakkın varlığı ile tasarruf yetkisinin varlığı aynı şey midir?
Hayır. Bir hakkın hukuken var olması, o hak üzerinde tasarrufta bulunulabileceği anlamına gelmez. Somut olayda marka hakkı SMK anlamında geçerliliğini korumaktadır; ancak bu hak üzerinde devir, lisans veya rehin gibi tasarruf işlemlerinin yapılabilmesi, hak sahibinin (şirketin) geçerli şekilde temsil edilmesini gerektirir. Tüzel kişiliğin sona ermesi, işte bu tasarruf yetkisinin fiilen kullanılmasını engellemektedir; bu da ek tasfiye/ihya yoluna başvurmayı gerekli kılan pratik zorunluluğu ortaya çıkarmaktadır.
D. Unutulan marka, TTK m. 547 anlamında “tasfiyesi gereken husus” mudur?
Yukarıda 6. bölümde ayrıntılı olarak tartışıldığı üzere, bu sorunun cevabı somut olayın koşullarına bağlıdır. Ekonomik değeri bulunan ve üzerinde tasarruf edilmek istenen bir marka bakımından cevap kural olarak olumludur; ancak bu sonuç her marka için otomatik olarak kabul edilemez.
E. Markanın ekonomik değeri ve sicile bağlı niteliği, hukuki yararı nasıl etkiler?
Markanın somut, gösterilebilir bir ekonomik değere sahip olması ve üzerinde tasarruf edilmek istenmesi, ihya talebindeki hukuki yararı güçlendiren en belirleyici unsurdur. Buna karşılık, hiçbir ticari değeri kalmamış, kullanılmayan ve üzerinde herhangi bir tasarruf iradesi bulunmayan bir marka bakımından ihya talebinin hukuki yarar şartını karşılayıp karşılamadığı, mahkemece ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.
12. UYGULAMA SENARYOSU
Bir limited şirket, ortaklar kurulu kararıyla tasfiyeye girmiş, tasfiye memuru şirketin taşınır ve taşınmaz mal varlığını, banka hesaplarını ve alacaklarını tasfiyeye konu ederek işlemleri tamamlamış ve şirket ticaret sicilinden terkin edilmiştir. Ancak terkinden bir süre sonra, şirket adına TÜRKPATENT nezdinde tescilli, aktif olarak kullanılan ve ekonomik değeri bulunan bir markanın tasfiyeye hiç dahil edilmediği ortaya çıkmıştır. Eski ortaklar, markayı kendi adlarına veya kuracakları yeni bir şirket adına geçirmek istemektedir. Bu senaryo, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında şu şekilde çözümlenir:
- Markanın hukuki statüsü: Marka, SMK anlamında geçerliliğini korumakta ve TÜRKPATENT sicilinde terkin edilmiş şirket adına kayıtlı görünmektedir.
- Tüzel kişiliğin sona ermesi: Şirket, ticaret sicilinden terkinle birlikte tüzel kişiliğini kaybetmiş; marka adına irade açıklayacak bir temsilci kalmamıştır.
- Doğrudan devir yapılamaması: Bu koşullarda TÜRKPATENT nezdinde doğrudan bir devir talebinde bulunulması, yetkili temsilci belgesi sunulamayacağından fiilen mümkün değildir.
- Ek tasfiye ihtiyacı: Markanın ekonomik değeri ve ortakların açık tasarruf iradesi dikkate alındığında, TTK m. 547 anlamında ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu kabul edilebilir.
- İhya davası: Son tasfiye memuru, eski yönetim kurulu/müdürler kurulu üyeleri veya pay sahipleri, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde ihya davası açabilir; talep, markanın tasfiyesi/devri ile sınırlı olarak formüle edilmelidir.
- İhya sonrası tasfiye işlemleri: Mahkemece atanan tasfiye memuru, markanın değerini tespit eder ve markanın ortaklara tasfiye artığı olarak intikaline ya da üçüncü kişiye devrine karar verir.
- Marka devri: Atanan tasfiye memuru, şirketi temsilen devir sözleşmesini imzalar.
- TÜRKPATENT sicil işlemleri: Devir, gerekli belgelerle (mahkeme kararı, tasfiye memuru atama belgesi) birlikte TÜRKPATENT’e bildirilerek sicile işlenir; işlemler tamamlandıktan sonra şirketin ek tasfiye amacıyla kazandığı sınırlı tüzel kişilik sona erer ve şirket yeniden terkin edilir.
Tasfiye edilerek terkin edilen şirketler adına unutulan markaların tasfiyesi, uygulamada hem ticaret hukuku hem de sınai mülkiyet hukuku bilgisini birlikte gerektiren, disiplinlerarası nitelikte bir konudur. Bir Bursa marka avukatı bu tür dosyalarda, terkin edilen şirketin ticaret sicili geçmişini, tasfiye bilançosunu ve TÜRKPATENT sicil kayıtlarını birlikte değerlendirerek doğru stratejiyi belirlemek durumundadır.
Bursa marka vekili sıfatıyla yürütülen dosyalarda, ihya talebinin doğru hukuki gerekçeyle ve TÜRKPATENT nezdindeki devir sürecinin gerektirdiği belgelerle uyumlu biçimde formüle edilmesi, sürecin sağlıklı ilerlemesi bakımından belirleyici önemdedir. Asliye ticaret mahkemesi nezdinde açılacak ek tasfiye davasının dilekçesi, TÜRKPATENT’in devir işlemlerinde arayacağı temsil belgelerini önceden öngörecek şekilde kurgulanmalı; bu suretle ihya kararı ile marka sicil işlemleri arasında usul bakımından kopukluk yaşanması engellenmelidir. Bu noktada, hem asliye ticaret mahkemesi sürecine hem de TÜRKPATENT nezdindeki tescil işlemlerine hâkim bir Bursa marka avukatı ile çalışmak, sürecin tek elden ve tutarlı biçimde yürütülmesini sağlar.
Kaynak: Türk Patent ve Marka Kurumu, Marka İşlemleri
SONUÇ
Yukarıdaki değerlendirmeler, aşağıdaki hukuki zincir içinde özetlenebilir: Marka hakkı şirketin bir aktifidir; bu aktifin tasfiye edilmesi gerekir; tasfiye edilmeden şirket ticaret sicilinden terkin edilmişse eksik bir tasfiye söz konusudur; eksik tasfiye edilmiş bu aktif bakımından, terkin edilen şirket adına olağan bir devir işlemi yapılamaz; somut olayın koşullarına (markanın ekonomik değeri, tasarruf iradesinin varlığı, hukuki yarar) göre TTK m. 547 kapsamında ek tasfiye amacıyla ihya yoluna başvurulması gündeme gelir; ihya kararının ardından, atanan tasfiye memuru eliyle markanın tasfiyesi veya devri işlemleri tamamlanır ve TÜRKPATENT sicil işlemleri buna göre gerçekleştirilir.
Tasfiye sürecinde şirket aktiflerinin eksiksiz şekilde tespit edilmesi, yalnızca şirketler hukuku bakımından değil, marka ve diğer sınai mülkiyet haklarının gelecekteki tasarruf işlemleri bakımından da önem taşımaktadır.
Bu tür dosyalarda, ek tasfiye/ihya sürecini marka sicil işlemleriyle birlikte yürütebilecek bir Bursa marka avukatı veya Bursa marka vekili ile çalışılması, hem yargılama sürecinin hem de TÜRKPATENT nezdindeki devir işlemlerinin usulüne uygun ve tutarlı biçimde ilerlemesini sağlar.
SIKÇA SORULAN SORULAR
Şirket ticaret sicilinden terkin edilince marka otomatik olarak hükümsüz mü olur?
Hayır. Marka hakkı, SMK’da sınırlı sayıda düzenlenen hükümsüzlük ve terkin sebepleri gerçekleşmedikçe varlığını sürdürür; sahibinin tüzel kişiliğini kaybetmesi bu sebepler arasında yer almaz.
Terkin edilen şirket adına kayıtlı marka doğrudan devredilebilir mi?
Kural olarak hayır. Tüzel kişilik sona erdiğinden şirket adına geçerli irade açıklamasında bulunabilecek bir temsilci bulunmamaktadır; devrin yapılabilmesi için önce TTK m. 547 kapsamında ek tasfiye amacıyla ihya yoluna başvurulması gerekir.
Ek tasfiye (ihya) davası nerede açılır?
TTK m. 547 uyarınca, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde açılır.
İhya davasını kimler açabilir?
TTK m. 547 uyarınca son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar bu davayı açabilir.
İhya kararıyla şirket eski faaliyetine geri döner mi?
Hayır. İhya, yalnızca ek tasfiye işlemlerinin (somut olayda markanın tasfiyesi/devri) tamamlanmasına özgülenmiş, geçici ve sınırlı kapsamlı bir tüzel kişilik doğurur; işlemler tamamlanınca şirket yeniden sona erer.
Marka tasfiye sırasında unutulmuşsa tasfiye memuru her durumda sorumlu mudur?
Hayır. Sorumluluk, somut olayda tasfiye memurunun kusuru, özen yükümlülüğünün ihlali ve nedensellik bağının ayrıca ispatlanmasını gerektirir; otomatik bir sorumluluk sonucu doğmaz.
İhya sonrası marka devri hangi mercide tescil edilir?
Marka devri, atanan tasfiye memurunun temsil belgeleriyle birlikte TÜRKPATENT’e bildirilir ve SMK hükümleri çerçevesinde marka siciline işlenir.
Marka değeri düşükse ek tasfiye talep etmenin hukuki yararı olur mu?
Bu, somut olayın koşullarına bağlıdır. Ekonomik değeri bulunmayan ve üzerinde tasarruf iradesi olmayan bir marka bakımından hukuki yarar şartının karşılanıp karşılanmadığı mahkemece ayrıca değerlendirilir.
Bu süreçte bir marka avukatından ne zaman destek alınmalı?
Terkin edilmiş şirket adına marka tespit edildiği andan itibaren; ek tasfiye dilekçesinin hazırlanması, mahkeme sürecinin takibi ve sonrasında TÜRKPATENT nezdindeki devir işlemlerinin usulüne uygun yürütülmesi için sürecin başında bir Bursa marka avukatı veya Bursa marka vekili ile çalışılması önerilir.





Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!