Marka Hakkına Tecavüz Suçu
MARKA HAKKINA TECAVÜZ
Hukuki ve Cezai Boyutlarıyla Kapsamlı Bir Değerlendirme
6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Çerçevesinde
|
ÖZET |
| Bu makale, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) çerçevesinde marka hakkına tecavüzü hukuki ve cezai boyutlarıyla kapsamlı biçimde ele almaktadır. Öncelikle tescilli markanın sağladığı haklar ve SMK m. 29 kapsamındaki tecavüz sayılan eylemler; iktibas ile iltibas kavramları ve SMK m. 9’daki hukuka uygunluk halleri incelenmektedir.
Cezai sorumluluk başlığı altında SMK m. 30’un tüm fıkraları ayrıntılı olarak ele alınmaktadır: Seçimlik hareketli suç yapısı (f.1), marka koruma işaretinin kaldırılması (f.2), yetkisiz tasarruf (f.3), tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri (f.4), Türkiye’de tescil şartı (f.5), tüm fıkralar bakımından geçerli olan şikâyete bağlılık koşulu (f.6) ve bilgi verme karşılığı ceza verilmemesini düzenleyen etkin pişmanlık hükmü (f.7). Şikâyete bağlılık, uzlaştırma prosedürü ve şikâyet süresi gibi konular özel olarak vurgulanmaktadır. Makalenin devamında hukuki talepler (tespit, men, tazminat, müsadere), Fikri ve Sınai Haklar Mahkemelerinin görev ve yetki kuralları ile savcılıktan talep edilebilecek acil tedbirler ele alınmaktadır. Son bölümde ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay kararlarından derlenen geniş bir içtihat havuzu tematik başlıklar altında sunulmaktadır: vekâletname ve şikâyet yetkisi, tek ürünle suçun oluşumu ve müsadere türü, internet ortamında tecavüz ile haksız rekabet ayrımı, iltibas değerlendirmesinde ortalama tüketici ölçütü ve bilirkişi raporunun yeterliliği ile tescil kapsamının cezai korumanın sınırını belirlemedeki rolü. Makale; marka hakkı sahiplerine, hukuk uygulayıcılarına ve sınai mülkiyet alanında çalışan avukatlara yönelik kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliği taşımaktadır. |
| Anahtar Kelimeler: Marka hakkı, marka hakkına tecavüz, SMK m. 30, şikâyete bağlı suç, iktibas, iltibas, ortalama tüketici ölçütü, tescil ilkesi, etkin pişmanlık, müsadere, Yargıtay içtihadı |
I. GİRİŞ
Marka, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan ve sicile tescil edilebilen işaretleri ifade etmektedir. Marka tesciliyle birlikte hak sahibine tanınan koruma, aynı zamanda üçüncü kişilerin bu hakka tecavüz etmesini önlemeye yönelik hukuki ve cezai mekanizmaları da beraberinde getirmektedir.
Türk hukukunda marka hukukuna ilişkin temel düzenleme, 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’dur (SMK). Bu kanun, mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin yerini almış; marka tescili, korunması, hakkın kullanılması ve ihlallere karşı başvurulabilecek hukuki ve cezai yaptırımlar bakımından kapsamlı bir çerçeve oluşturmuştur.
Bu makalede marka hakkına tecavüz kavramı, tecavüz sayılan eylemler, hukuki ve cezai yaptırımlar, görevli ve yetkili mahkemeler, savcılıktan talep edilebilecek tedbirler ile emsal niteliğindeki yargı kararları ele alınacaktır.
II. MARKA HAKKI VE KAPSAMI
A. Marka Hakkının Hukuki Niteliği
Marka hakkı, sınai mülkiyet hukukunun önemli bir alt dalını oluşturmakta olup mutlak bir hak niteliği taşımaktadır. Tescilli markanın sahibi, markanın tescil edildiği mal ve hizmetler bakımından üçüncü kişilerin izinsiz kullanımını engelleme yetkisine sahiptir. Bu yetki, SMK m. 7 uyarınca markanın tescilinden itibaren doğmakta ve on yıllık süre içinde yenilenebilmektedir.
B. Tescilli Markanın Sağladığı Haklar
SMK’nın 7. maddesi uyarınca marka tescilinin sağladığı haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibi, aşağıdaki kullanımları önleme hakkına sahiptir:
- Markayla aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerde kullanılması.
- Markayla aynı veya benzer olan ve tescil kapsamındakiyle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan, bu nedenle halk tarafından markayla karıştırılma ihtimali olan (ilişkilendirilme ihtimali dahil) herhangi bir işaretin kullanılması.
- Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olsa dahi tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın itibarından haksız bir yarar sağlayacak veya tescilli markanın ayırt edici karakterine ya da itibarına zarar verecek nitelikteki herhangi bir işaretin kullanılması.
III. MARKA HAKKINA TECAVÜZ SAYILAN FİİLLER
A. Hukuki Düzenleme (SMK m. 29)
6769 sayılı SMK’nın 29. maddesine göre marka hakkına tecavüz sayılan eylemler şunlardır:
| a) | Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. madde kapsamında kullanmak. |
| b) | Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanan kişiye bu kullanım için gerekli olan araçları temin etmek. |
| c) | 7. madde kapsamında markayı taşıyan ürünlerin ithalatını, ihracatını, piyasaya sürülmesini, bu amaçla depolanmasını veya bu ürünlere ilişkin sözleşme yapmayı teklif etmek. |
| d) | Marka hakkı sahibinin izni olmaksızın markanın aynısını veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini ticaret alanında kullanmak. |
| e) | Marka tescilinden doğan hakları ihlal eden ürünlerin ticari amaçla elde bulundurulması veya kullanılması. |
| f) | Hizmetlerde markayı izinsiz kullanmak. |
B. İktibas ve İltibas Suretiyle Tecavüz
Uygulamada özellikle önem taşıyan iki kavram öne çıkmaktadır:
İktibas (Birebir Kopyalama): Tescilli bir markanın aynısının ya da ayırt edilemeyecek kadar benzerinin izinsiz kullanımını ifade eder. Karıştırılma ihtimali aranmaksızın doğrudan tecavüz oluşturur.
İltibas (Karıştırılabilirlik): Tescilli markayla benzer nitelikte bir işaretin kullanılması sonucu tüketici nezdinde karışıklığa yol açılmasıdır. Karıştırılma ihtimalinin varlığı yeterli olup gerçek bir karışıklık aranmaz.
Yargıtay’ın yerleşik içtihadı doğrultusunda, karıştırılma ihtimali değerlendirilirken markaların bir bütün olarak bıraktığı izlenim esas alınmakta; görsel, fonetik ve kavramsal benzerlik birlikte değerlendirilmektedir.
C. Hukuka Uygun Kullanım Halleri (SMK m. 9)
SMK’nın 9. maddesi bazı kullanımları marka hakkının kapsamı dışında tutmaktadır. Buna göre; aşağıdaki kullanımlar kural olarak marka hakkına tecavüz oluşturmaz:
- Kişinin kendi adını veya adresini dürüstçe kullanması.
- Mal veya hizmetlere ilişkin tür, nitelik, miktar, kullanım amacı, değer, coğrafi kaynak veya üretim ya da sunum zamanına ilişkin açıklayıcı nitelikteki işaretleri dürüstçe kullanması.
- Bir ürün veya hizmetin bağlantılı olduğu tescilli markanın ticaret sırasında zorunlu olarak kullanılması.
Bu istisnai hallerin uygulanabilmesi için kullanımın ticaret alanında gerçekleşmesi ve dürüstlük kurallarına aykırı olmaması gerekmektedir.
IV. CEZAİ SORUMLULUK (SMK MADDE 30)
A. Maddenin Tam Metni ve Fıkra Bazlı Değerlendirme
6769 sayılı SMK’nın 30. maddesi, marka hakkına tecavüzü ve bağlantılı eylemleri suç olarak düzenlemektedir. Madde yedi fıkradan oluşmakta olup her fıkra bağımsız bir düzenleme içermektedir.
| Fıkra | Düzenlenen Eylem | Yaptırım |
| f.1 | Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi. | 1–3 yıl hapis + 20.000 güne kadar adli para cezası |
| f.2 | Marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldıran kişi. | 1–3 yıl hapis + 5.000 güne kadar adli para cezası |
| f.3 | Yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkı üzerinde devretmek, lisans veya rehin vermek suretiyle tasarrufta bulunan kişi. | 2–4 yıl hapis + 5.000 güne kadar adli para cezası |
| f.4 | Bu maddedeki suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde. | Tüzel kişiye özgü güvenlik tedbirleri |
| f.5 | Cezai yaptırım uygulanabilmesi için zorunlu koşul. | Markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır |
| f.6 | Soruşturma ve kovuşturma koşulu. | Tüm fıkralar bakımından ŞİKÂYETE BAĞLIDIR |
| f.7 | Taklit malı satan veya satışa arz eden kişinin üretici bilgisini yetkililere bildirmesi ve mallara el konulmasını sağlaması hâlinde. | Ceza verilmez (etkin pişmanlık) |
B. Suçun Unsurları
1. Maddi Unsur — Seçimlik Hareketler (f.1)
SMK m. 30/1’de yer alan suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Failin aşağıdaki eylemlerden herhangi birini gerçekleştirmesi maddi unsurun oluşması için yeterlidir:
- Mal üretmek veya hizmet sunmak
- Satışa arz etmek veya satmak
- İthal ya da ihraç etmek
- Ticari amaçla satın almak
- Bulundurmak, nakletmek veya depolamak
Görüldüğü üzere madde yalnızca üretimi değil; tedarik, depolama ve taşıma zincirinin tümünü kapsamaktadır. Bu geniş kapsam, tecavüz ürünlerinin dağıtım ağındaki tüm aktörlerin suç faili olabilmesine zemin hazırlamaktadır.
2. Manevi Unsur — Kast
SMK m. 30’da düzenlenen suçlar yalnızca kasıtla işlenebilir; taksirle işlenmesi suç teşkil etmez. Failin markanın tescilli olduğunu ve kullandığı işaretin bu markaya tecavüz oluşturduğunu bilmesi ya da bilebilecek durumda olması gerekir.
Uygulamada kastın tespitinde şu olgular belirleyici olmaktadır: Failin ticaret siciline tescil durumu, markanın kamuoyundaki bilinirliği, önceden ihtarname gönderilip gönderilmediği, ürünlerin fiyat ve kalite düzeyi ile piyasadaki tanınırlığı.
3. Hukuka Aykırılık Unsuru ve SMK m. 9 İstisnası
Failin SMK m. 9 kapsamındaki hukuka uygun kullanım istisnasından yararlandığı hallerde suçun hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmez. Özellikle şu durumlar hukuka uygunluk sebebi oluşturabilir:
- Failin, müştekinin markasından önce tescil edilmiş kendi markasını kullanması.
- Kullanımın tescil kapsamı dahilinde kalması.
- Açıklayıcı nitelikteki kullanım (SMK m. 9/2-a).
C. ŞİKÂYETE BAĞLILIK (SMK m. 30/6) — KRİTİK HÜKÜM
SMK m. 30/6 uyarınca bu maddede yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Bu düzenleme son derece önemli pratik sonuçlar doğurmaktadır:
| Konu | Açıklama |
| Şikâyet süresi | Fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 ay (CMK m. 73). Sürenin kaçırılması hak düşürücü sonuç doğurur. |
| Resen soruşturma yasağı | Savcılık, şikâyet olmaksızın soruşturma başlatamaz; ihbar üzerine dava açılamaz. |
| Şikâyetten vazgeçme | Kovuşturma aşamasında bile şikâyetten vazgeçilebilir; bu hâlde dava düşer (CMK m. 73/4). |
| Uzlaşma kurumu | Şikâyete bağlı suç olduğundan uzlaştırma prosedürü uygulanır (CMK m. 253). Uzlaşma sağlanırsa dava düşer. |
| Şikâyet hakkına sahip olanlar | Marka hakkı sahibi, lisans alanı (sözleşmede açıkça öngörülmüşse) ve bunların vekilleri. |
| Kapsamı | m. 30’un tüm fıkraları (f.1–f.3 dahil) şikâyete bağlıdır; resen takip edilebilir fıkra yoktur. |
D. Tescil Şartı (SMK m. 30/5)
Marka hakkına tecavüz suçunun oluşabilmesi için markanın Türkiye’de tescilli olması zorunludur. Bu şart, suçun kurucu bir unsuru niteliğinde olmayıp bir objektif cezalandırılabilme şartı olarak değerlendirilmektedir.
Tescilsiz markalar için ceza yaptırımı öngörülmemiştir; ancak hukuki koruma tescilsiz markalar bakımından da mümkündür. Yabancı markaların Türkiye’de korunabilmesi için Madrid Protokolü kapsamında Türkiye’de tescil edilmiş olmaları gerekmektedir.
E. Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbirleri (SMK m. 30/4)
Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında ayrıca 5237 sayılı TCK’nın 60. maddesinde düzenlenen tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Bu tedbirler:
- İznin iptali (ruhsat ve izinlerin geri alınması).
- Müsadere (suç konusu eşyanın mülkiyetinin devlete geçirilmesi).
Tüzel kişinin yönetim organında yer alan gerçek kişiler, suç kastını taşımaları hâlinde bizzat da cezai sorumlulukla karşı karşıya kalabilirler.
F. Etkin Pişmanlık Hükmü (SMK m. 30/7)
SMK m. 30/7, marka tecavüzü suçlarına özgü bir etkin pişmanlık düzenlemesi içermektedir. Buna göre; başkasının hak sahibi olduğu markayı takliden üretilmiş malı satışa arz eden veya satan kişi:
- Bu malı nereden temin ettiğini yetkililere bildirmesi, ve
- Bu suretle üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara el konulmasını sağlaması
hâlinde hakkında ceza verilmez. Bu hüküm, dağıtım ağındaki zayıf halka konumundaki satıcıları teşvik ederek üretim kaynağına ulaşılmasını kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Düzenlemenin yalnızca satış ve satışa arz eylemlerine özgülendiğine; üretici, ithalatçı veya depolayan kişiler bakımından uygulanmayacağına dikkat edilmelidir.
V. HUKUKİ BOYUTUYLA TALEP EDİLEBİLECEK HAKLAR
A. Tecavüzün Tespiti Davası
Marka hakkı sahibi, hakkına tecavüz edilip edilmediğinin tespitini mahkemeden isteyebilir. Bu dava genellikle bağımsız olarak açılabileceği gibi, tecavüzün durdurulması veya tazminat talebiyle birlikte de ileri sürülebilir.
B. Tecavüzün Durdurulması (Men) Davası
SMK’nın 149. maddesi uyarınca marka hakkı sahibi, devam eden tecavüz eylemlerinin önlenmesini talep edebilir. Bu talep, ihtiyati tedbir yoluyla yargılama öncesinde veya asıl dava kapsamında ileri sürülebilir.
C. Maddi ve Manevi Tazminat Davası
SMK m. 151 uyarınca marka hakkına tecavüz halinde hak sahibi; fiili zararın ve yoksun kalınan kârın tazminini talep edebilir. Tazminat hesabında üç yöntemden biri kullanılır:
- Lisans bedeli yöntemi: Tecavüzcünün lisans alması gereken bedel esas alınır.
- Tecavüzcünün elde ettiği kazanç yöntemi.
- Hak sahibinin uğradığı zarar yöntemi.
Tecavüzün kötü niyetle gerçekleştirilmesi halinde manevi tazminat da talep edilebilir.
D. Ürünlere El Koyma ve İmha
SMK m. 154 uyarınca mahkeme; tecavüz oluşturan mal ve araçların imhasına, mülkiyetin devrine ya da ticaret dışına çıkarılmasına karar verebilir.
E. İtibar Tazminatı
Tecavüz eylemi nedeniyle markanın itibarında ciddi bir değer kaybı yaşanması durumunda, SMK m. 151/3 kapsamında itibar tazminatı talep edilebilir.
VI. GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME
A. Görevli Mahkeme
1. Hukuk Davaları
SMK’nın 156. maddesi uyarınca marka hakkına tecavüzden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesidir. Bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde ise Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi görevlidir.
2. Ceza Davaları
SMK kapsamındaki suçlarda görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesidir. Bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde asliye ceza mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapar.
B. Yetkili Mahkeme
1. Hukuk Davalarında Yetki
SMK m. 156 uyarınca marka hakkına tecavüze ilişkin davalarda yetkili mahkemeler şunlardır:
- Davalının ikametgâhı mahkemesi.
- Haksız fiilin işlendiği yer mahkemesi.
- Haksız fiilin etkilerinin ortaya çıktığı yer mahkemesi.
- Davacının Türkiye’deki ikametgâhı ya da ticari merkezi mahkemesi (davalının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması halinde).
2. Ceza Davalarında Yetki
Ceza davalarında genel hükümlere göre suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir. Uygulamada fiilin gerçekleştiği ya da ürünlerin bulunduğu yer mahkemesi yetkili kabul edilmektedir.
VII. SAVCILIKTAN TALEP EDİLEBİLECEK ACİL TEDBİRLER
A. Şikâyet Dilekçesinin İçeriği
Ceza soruşturması kapsamında savcılığa sunulacak şikâyet dilekçesinde aşağıdaki bilgi ve belgelere yer verilmesi gerekmektedir:
- Şikâyetçinin kimlik ve iletişim bilgileri ile varsa avukatı.
- Şüpheli/sanığın kimlik ve iletişim bilgileri.
- Marka tescil belgesi ve tescil kapsamı.
- Tecavüz teşkil eden kullanıma dair deliller (fotoğraf, ekran görüntüsü, numune ürün vb.).
- Varsa önceki ihtarname veya ihtiyati tedbir kararları.
- Bilirkişi raporu ya da tespit kararı varsa bu belgeler.
B. Koruma Amaçlı El Koyma
CMK’nın 127. maddesi ile SMK’nın 77. maddesi uyarınca savcılık, tecavüzü önlemeye yönelik olarak delillerin imhası veya değiştirilmesi tehlikesi bulunduğu hallerde ürünlere, alet ve ekipmanlara el koyma kararı alabilir ya da mahkemeden bu yönde tedbir talep edebilir.
C. İhtiyati Tedbir Yoluyla Koruma
Ceza yargılamasına paralel olarak hukuk mahkemesinden de ihtiyati tedbir talep edilmesi mümkündür. Bu çerçevede:
- Tecavüz oluşturan ürünlerin piyasaya sürülmesinin geçici olarak durdurulması.
- Ürünlere el konulması.
- Delillerin tespiti ve korunması.
- İnternette erişimin engellenmesi (özellikle e-ticaret sitelerinde)
gibi koruyucu tedbirler talep edilebilir.
D. Tespit Davası
Tecavüzün boyutu ve delil durumuna göre marka hakkı sahibi, savcılığa başvurmadan önce ya da başvuruyla eş zamanlı olarak noter aracılığıyla tespit yaptırabilir veya hukuk mahkemesinden delil tespiti talep edebilir. Bu tespit, savcılık soruşturmasında güçlü bir delil teşkil edecektir.
VIII. EMSAL YARGI KARARLARI
A. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi Kararı
Aşağıda incelenen karar, marka kullanımının tescilli marka hakkına dayandığı durumda cezai kastın bulunmadığına ilişkin önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır:
| Mahkeme | İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2023/1441, K. 2025/654 |
| Tarih | 14.05.2025 |
| Özet | Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 06/07/2023 tarihli, 2017/146 Esas, 2023/312 Karar sayılı kararı incelendiğinde; şikâyetçinin davacı şirket, sanığın davalı şirket yetkilisi olduğu, tescilli markaya tecavüz edildiği iddiasıyla kamu davası açıldığı görülmüştür.
Yapılan yargılama sonucunda marka kullanımının tescilli marka hakkına dayandığı, suçun unsurlarının oluşmadığı, sanığın suç işleme kastıyla hareket etmediği, suçu işlediğine dair delil bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği tespit edilmiştir. |
Kararın Hukuki Önemi
Bu karar, marka hakkına tecavüz suçunda kastın taşıdığı belirleyici rolü ortaya koymaktadır. Sanığın kendi tescilli markasını kullanması ve bu kullanımın tescil kapsamı dahilinde kalması, hem suçun maddi hem de manevi unsurunu ortadan kaldırmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi bu kararıyla; tescilli markaya dayalı kullanımın, suç kastı bakımından değil, hukuka uygunluk açısından da değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
B. Yargıtay 7. Ceza Dairesi Kararı
İkinci karar, şüphelinin tescilli markasının müştekinin markasından önce tescil edilmiş olması ve kullanımın SMK’nın açıklayıcı kullanım istisnası kapsamında kaldığı hallerde kovuşturmaya yer olmadığına dair önemli bir içtihat sunmaktadır:
| Mahkeme | Yargıtay 7. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2023/1458, K. 2023/1637 |
| Tarih | 08.02.2023 |
| Özet | Müşteki vekilinin verdiği şikâyet dilekçesinde, müvekkili şirkete ait markanın, ‘Bil-Fen Dershanecilik’ isimli firma tarafından internette ve işyerinde izinsiz kullanıldığı ileri sürülmüş; şüphelinin başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üretmek veya hizmete sunmak suçunu işlediği iddia edilmiştir.
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca yaptırılan bilirkişi incelemesinde; müştekinin şikâyete dayanak gösterdiği markanın tescil tarihlerinin, şüphelinin tescilli markasından sonra olduğu, şüphelinin tescilli markasını oluşturan markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı açıklayıcı unsurlarla kullanılmasının 6769 sayılı SMK’nın 9. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hukuka uygun kullanım olarak değerlendirildiği ve bu kullanımın müştekinin marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı tespit edilmiştir. Şüphelinin web sitesinde markalar arasındaki karışıklığı önlemek amacıyla açıklayıcı bir bildirim yayımladığı da tespit edilmiş; netice itibarıyla kamu davası açmayı haklı kılacak ve yeterli şüphe oluşturacak somut delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bununla birlikte Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’ne sunulan 16/09/2021 tarihli bilirkişi raporunda şu tespite yer verilmiştir: ‘Karşı taraf markasının tescilli olduğu fakat tescilli olduğundan farklı olacak şekilde kullanıldığı tespit edilmiştir. Karşı tarafça yapılan bu kullanımın müştekiye ait markalara benzerlik ve iltibas sebebiyle bilinirlikten faydalanma, iltibas ve karışıklığa sebep olacağı görüş ve kanaatine varılmıştır.’ |
Kararın Hukuki Önemi
Bu Yargıtay kararı, ceza hukuku ile hukuk mahkemesi kararları arasında ortaya çıkabilecek çelişkiyi gözler önüne sermesi bakımından özellikle dikkat çekicidir. Ceza soruşturması kapsamında yapılan bilirkişi incelemesi, kullanımın hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşırken; hukuk mahkemesine sunulan bilirkişi raporu iltibas ve karışıklık riskine dikkat çekmiştir.
Yargıtay, cezai sorumluluk bakımından belirleyici ölçütün; şüphelinin tescil önceliği, kullanımın açıklayıcı niteliği ve dürüstlük kurallarına uygunluk olduğunu ortaya koymuştur. Bu karar aynı zamanda bilirkişi raporunun iki yargı kolu arasında farklı sonuçlara yol açabileceğine de işaret etmekte olup özellikle hem hukuk hem de ceza davası açılmasının planlandığı hallerde dikkatli bir strateji izlenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
C. Şikâyet Yetkisi ve Vekâletname Koşulu
Marka suçlarında şikâyet hakkının vekil aracılığıyla kullanılabilmesi için, şikâyet tarihinde geçerli ve şikâyete özel yetkiyi kapsayan bir vekâletnamenin mevcut olması gerekmektedir. Yargıtay, bu konuda son derece katı bir tutum benimsemektedir.
| Mahkeme | Yargıtay 7. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. —, K. 2022/15974 |
| Tarih | — |
| Özet | Polo Lauren Company LP. firmasının yetkilisi tarafından irtibat bürosu yetkilisine verilen asıl vekâletnamenin içeriğinde ‘Bir gümrük süreci ya da başka bir süreci takip etme anlaşması vaka bazında mektup, faks veya e-posta iletişimi ile yapılacaktır.’ şeklindeki kısıtlamanın bulunması karşısında;
Şikâyet hakkının kullanılması amacıyla marka sahibinin yetkilileri tarafından verilmiş izin içeren mektup, faks veya elektronik posta iletisinin tercüme edilmiş aslının veya onaylı örneklerinin dosyada bulunup bulunmadığı sorulduktan sonra, firmanın davaya katılma hakkının ve TCK m. 43/2’nin uygulanıp uygulanmayacağının tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi bozma nedeni oluşturmuştur. |
| Mahkeme | Yargıtay 7. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. —, K. 2022/12916 |
| Tarih | — |
| Özet | Hak sahibi kişiler, şikâyet tarihinde şikâyette bulunma yetkisini veren vekâletname bulunmak koşuluyla avukatları vasıtasıyla da şikâyette bulunabilir. Şikâyet hakkını kullanma konusunda asıl olan vekâlet verenin iradesidir.
Somut olayda, katılan firmaların vekilinin şikâyet tarihi itibarıyla marka sahiplerinin yetkilileri tarafından verilen izin içeren mektup, telefaks veya elektronik posta iletisi aslını ya da tercümesinin onaylı örneklerini dosyaya ibraz edemediği; şikâyet tarihinden sonra düzenlenen vekâletnamelerin sonuca etki etmeyeceği anlaşıldığından, hukuken geçerli bir şikâyetin bulunmadığı gözetilerek davanın düşürülmesine karar verilmesi gerekirken yargılamaya devamla hüküm kurulması bozma nedenidir. |
Kararların Hukuki Önemi
Bu kararlar, yabancı marka sahiplerinin Türkiye’deki ceza soruşturmalarını takip ederken özellikle dikkat etmesi gereken iki kritik noktayı ortaya koymaktadır: Birincisi, vekâletnamede yer alan kısıtlayıcı hükümlerin şikâyet yetkisini daraltabileceği; ikincisi ise şikâyet tarihinden sonra düzenlenen vekâletnamelerin geriye etkili sonuç doğurmayacağıdır. Bu nedenle şikâyet dilekçesi sunulmadan önce vekâletname içeriğinin titizlikle incelenmesi zorunludur.
D. Suçun Oluşumu: Az Sayıda Ürün ve Müsadere
| Mahkeme | Yargıtay 7. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2022/8033, K. 2022/13734 |
| Tarih | — |
| Özet | Sanığın işlettiği kırtasiyede yapılan aramada, üzerinde katılan firma adına tescilli marka bulunan yalnızca bir adet oyuncağın ele geçirilmesi; sanığın savunmasında bu oyuncağı pazarlamacı bir kişinin numune olarak bıraktığını beyan ederek atılı suçlamayı tevil yollu ikrar etmesi ve bilirkişi raporunda suça konu eşya üzerinde tescilli markanın iktibas yoluyla taklit edildiğinin anlaşılması karşısında;
Yaptığı iş gereği sanığın tescilli markayı taşıyan ürünlerin taklit olduklarını bilebilecek durumda olması nedeniyle yüklenen suçun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden beraatine karar verilmesi bozma nedenidir. Karardan çıkan ilke: Tek bir ürünün bulundurulması dahi marka hakkına tecavüz suçunun oluşması için yeterlidir. |
| Mahkeme | Yargıtay 19. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2020/3173, K. 2021/3282 |
| Tarih | — |
| Özet | Marka hakkına tecavüz suçundan mahkûmiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmiş; taklit ürünler TCK m. 54/1 uyarınca müsadereye tabi kılınmıştır.
Yargıtay’a göre taklit ürünlerin üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması ile alım ve satımı başlı başına suç oluşturduğundan, TCK m. 54/4 uyarınca müsadereye hükmedilmesi gerekir. TCK m. 54/1 uyarınca verilen müsadere kararı mahkûmiyet hükmüne bağlı olduğundan, HAGB sonrası davanın düşmesi hâlinde bu karar da ortadan kalkacak; bu durum ise suç teşkil eden taklit ürünlerin sanığa iade edilmesi sonucunu doğuracaktır. Bu sakıncayı önlemek amacıyla TCK m. 54/4 kapsamında müsadere kararı verilmesi zorunludur. |
Kararların Hukuki Önemi
Bu kararlar iki önemli pratik sonuç ortaya koymaktadır: Az sayıda ürün bulundurulmasının suçun oluşumuna engel teşkil etmediği ve taklit ürünlerin müsaderesinde TCK m. 54/4 uygulanması gerektiği. Özellikle HAGB kararı verilen davalarda m. 54/1’e dayalı müsaderenin davanın düşmesiyle birlikte ortadan kalkacağı ve ürünlerin iade edilebileceği göz önünde bulundurulduğunda, savcılık ve marka hakkı sahiplerinin m. 54/4 kapsamında müsadere talep etmesi kritik önem taşımaktadır.
E. İnternet Üzerinden Tecavüz: Marka Suçu ile Haksız Rekabet Ayrımı
İnternet ortamında gerçekleştirilen ihlallerde hangi suçun oluştuğunun doğru tespit edilmesi, yargı kararlarında özellikle vurgulanan bir husus olmuştur.
| Mahkeme | Yargıtay 19. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2021/4403, K. 2021/7178 |
| Tarih | — |
| Özet | Sanığın web sitesi içeriğinde katılan şirket adına tescilli ‘ulusoy’ markasını kullanmayıp, yalnızca alan adında (domain) kullanmasından ibaret eylem, marka hakkına tecavüz suçunun seçimlik hareketleri arasında yer almamaktadır.
Bu nedenle fiilin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen haksız rekabet suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan marka hakkına tecavüz suçundan hüküm kurulması bozma nedenidir. |
| Mahkeme | Yargıtay 7. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2022/2222, K. 2022/6472 |
| Tarih | — |
| Özet | Müşteki, ‘Cansuyu’ markasının taklit edildiğini ve gittigidiyor.com platformu üzerinden satışa sunulduğunu ileri sürerek şikâyette bulunmuştur. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, taklit ürün bulunamadığı ve iddianın soyut kaldığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
Yargıtay, şüphelinin yaklaşık iki yıldır internet üzerinden satış yaptığını kabul etmesi, ancak platform tarafından ürünlerin kaldırılmasından sonra tescilli markayı öğrendiğini beyan etmesi karşısında; internet sayfa görüntüleri esas alınarak açık kaynak araştırması yapılması, şüpheli firmaya ait defter ve belgelerden ürünlerin temin kaynağının tespiti ve gerekirse işyerinde arama gerçekleştirilmesi gerekirken eksik soruşturmayla kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesini bozma nedeni saymıştır. |
Kararların Hukuki Önemi
Yargıtay’ın bu kararları, internet ortamındaki ihlallerde dikkat edilmesi gereken iki temel ilkeyi ortaya koymaktadır: Birincisi, salt alan adı kullanımının marka suçu değil TTK kapsamında haksız rekabet suçunu oluşturabileceği; ikincisi ise internet üzerinden satışa ilişkin şikâyetlerde savcılığın dijital delil araştırması, kayıt ve belge incelemesi ile gerektiğinde fiziksel arama gibi somut soruşturma adımlarını atması gerektiğidir.
F. İltibas Değerlendirmesi: Ortalama Tüketici Ölçütü ve Bilirkişi İncelemesi
Marka suçlarında iltibas tespiti, teknik bir değerlendirme gerektirmekte olup bilirkişi incelemesinin yeterliliği ve iltibas ölçütünün doğru uygulanması Yargıtay’ın sıkça bozma kararı verdiği alanlardandır.
| Mahkeme | Yargıtay 7. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2021/16532, K. 2022/7722 |
| Tarih | — |
| Özet | Sanığa ait iş yerinde ele geçirilen spor ayakkabıların dil ve iç kısımlarında farklı markalar göze çarpan biçimde ön planda iken, şikâyete konu edilen ve katılan adına tescilli markaların ayırt edici gücünün zayıf olduğu bilirkişi raporu ve fotoğraflardan anlaşılmaktadır.
Suça konu ürünler ile orijinal ürünler arasındaki genel görünüm ve insan duyularında bıraktıkları izlenim bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ortalama tüketiciler yönünden iltibas oluşmayacağı gözetilmeden yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi bozma nedenidir. |
| Mahkeme | Yargıtay 19. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2020/3915, K. 2021/5406 |
| Tarih | — |
| Özet | Sanığa ait iş yerinde ele geçirilen tekstil ürünleri üzerinde ‘Zerra Fashion’ ibaresi bulunmaktaydı. Bilirkişi raporu, suça konu ürünlerin katılanın ekose desenli şekil markasıyla iltibas suretiyle kullanıldığını tespit etmiş ve bu doğrultuda mahkûmiyet kararı verilmiştir.
Yargıtay ise suça konu ürünler ile orijinal ürünler arasındaki renk, genel görünüm ve insan duyularında bıraktıkları izlenim bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ortalama tüketiciler yönünden iltibas dahi oluşmayacağına; aksinin kabulünün tüm ekose desenli kumaşları katılanın tekeline bırakmak sonucunu doğuracağına ve bunun hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleriyle bağdaşmayacağına hükmetmiştir. |
| Mahkeme | Yargıtay 7. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2021/17246, K. 2022/14226 |
| Tarih | — |
| Özet | Türk Patent ve Marka Kurumundan suça konu ürünlerde kullanılan markalara ait tescil belgelerinin onaylı örnekleri getirtildikten sonra konusunda uzman bir bilirkişi incelemesi yaptırılarak; ele geçirilen ürünler üzerindeki markaların katılan firmanın tescilli markaları ile iktibas veya iltibas oluşturacak şekilde taklit edilip edilmediğinin, kullanılmışsa hangi markaya tecavüz edildiğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Bunun yanı sıra CMK m. 253 uyarınca suçun uzlaştırma kapsamında olduğu hususu da gözetilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumu değerlendirilmelidir. Bu koşullara uyulmaksızın karar verilmesi bozma nedenidir. |
Kararların Hukuki Önemi
Bu kararlar, iltibas değerlendirmesine ilişkin Yargıtay’ın benimsediği temel ölçütleri netleştirmektedir: Ortalama tüketici ölçütü esas alınmalı; ürünler ses, görüntü ve genel izlenim bakımından bir bütün olarak değerlendirilmeli; tescilli markanın ayırt edici gücünün zayıf olması durumu göz önünde bulundurulmalıdır. Bilirkişi raporunun yetersiz kalması, özellikle orijinal ürünlerle karşılaştırma yapılmaması veya renkli fotoğrafların dosyaya eklenmemesi bozma sebebi oluşturmaktadır. Ayrıca bilirkişi incelemesinden önce TÜRKPATENT’ten tescil belgelerinin getirtilmesi ve marka tescilinin suç tarihinde hâlâ geçerli olup olmadığının doğrulanması zorunludur.
G. Tescil İlkesi: Suç Kapsamının Sınırları
| Mahkeme | Yargıtay 7. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2021/16548, K. 2022/8159 |
| Tarih | — |
| Özet | Türk marka hukukunda tescil ilkesi gereği, marka sahibi TÜRKPATENT nezdinde tescil yaptırarak bu hakkı kazanmakta ve marka korumasından yararlanmaktadır. Ceza hukuku bakımından tescil ilkesi zorunlu olup istisna öngören yasal bir düzenleme de mevcut değildir.
Tanınmış markalar tescil edilmedikleri mal ve hizmet sınıflarında hukuki yoldan korunsa da, suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği cezai koruma tescil kapsamıyla sınırlıdır. Örneğin yalnızca giyim sınıfında tescilli bir marka, inşaat hizmetleri alanında kullanıldığında marka hakkına tecavüz suçu oluşmaz; şikâyet bulunması hâlinde TTK kapsamında haksız rekabet suçu gündeme gelebilir. |
| Mahkeme | Yargıtay 7. Ceza Dairesi |
| Esas / Karar | E. 2021/15747, K. 2022/1772 |
| Tarih | — |
| Özet | Şikâyetçi şirketin yapılan ihtarlara rağmen orijinal ürünleri dosyaya ibraz edemediği, üretimin sona ermesi nedeniyle piyasadan da temin edilemediği anlaşılmaktadır. Hükme esas bilirkişi raporunda ise orijinal ürün örneklerinin sunulamaması nedeniyle herhangi bir karşılaştırmalı değerlendirme yapılamadığı açıkça belirtilmiştir.
Sanığın dava konusu ürünleri faturalı olarak satın aldığını ve taklit ürün satmadığını beyan etmesi de dikkate alındığında, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatine hükmedilmesi gerekirken mahkûmiyet kararı verilmesi bozma nedenidir. |
Kararların Hukuki Önemi
Bu kararlar iki temel ilkeyi pekiştirmektedir: Birincisi, cezai koruma yalnızca tescil kapsamındaki mal ve hizmet sınıflarıyla sınırlıdır; tescil dışı alanlardaki kullanımlar marka suçu değil, TTK kapsamında haksız rekabet suçu oluşturabilir. İkincisi, orijinal ürün örneği dosyaya sunulamazsa bilirkişi karşılaştırma yapamamakta ve bu durum şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca beraate zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla şikâyetçi marka sahiplerinin soruşturma süresince güncel orijinal ürün örneklerini dosyaya ibraz etmeleri kritik önem taşımaktadır.
IX. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Marka hakkına tecavüz, hem hukuki hem de cezai yaptırımların gündeme geldiği, sınai mülkiyet hukukunun en işlevsel alanlarından birini oluşturmaktadır. 6769 sayılı SMK ile getirilen kapsamlı düzenleme, marka hakkı sahiplerine etkin bir koruma mekanizması sunmaktadır.
Yargıtay içtihadından derlenen emsal kararlar ışığında şu temel ilkeler öne çıkmaktadır:
- SMK m. 30’daki tüm suçlar şikâyete bağlıdır; resen soruşturma başlatılamaz ve şikâyet yetkisini kapsayan özel bir vekâletname şarttır.
- Cezai sorumluluk kastın varlığını gerektirir; tescilli markaya dayalı kullanım suç kastını ortadan kaldırır.
- Tescil kapsamı, cezai koruma sınırını belirler; farklı mal/hizmet sınıflarındaki kullanımlar yalnızca haksız rekabet suçunu oluşturabilir.
- İltibas değerlendirmesinde ortalama tüketici ölçütü esas alınır; markanın bütününde bıraktığı izlenim belirleyicidir.
- Bilirkişi raporunun yeterliliği kritik önem taşır: TÜRKPATENT’ten tescil belgesi getirilmeli, orijinal ürün örnekleri dosyaya konulmalı ve karşılaştırmalı inceleme eksiksiz yapılmalıdır.
- Az sayıda ürün bulundurulması (tek ürün dahi) suçun oluşumunu engellemez; taklit ürünlerin müsaderesinde TCK m. 54/4 esas alınmalıdır.
- Alan adı (domain) üzerinden salt kullanım marka suçu değil, haksız rekabet suçu kapsamında değerlendirilebilir.
- İnternet üzerinden satış iddialarında savcılığın dijital delil araştırması, defter incelemesi ve gerekirse fiziksel arama yapması zorunludur.
Marka hakkı ihlallerinde etkin bir hukuki ve cezai strateji; ihtiyati tedbir taleplerinin zamanında ileri sürülmesini, tecavüzün her boyutunun kapsamlı biçimde belgelenmesini, vekâletname içeriğinin titizlikle hazırlanmasını ve uygun hukuki araçların doğru sırayla kullanılmasını gerektirmektedir.
YASAL DAYANAK
6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK)
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) | Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)
Türk Ticaret Kanunu (TTK)





Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!