|Bizim milletimizin adalet düzeyi,
başka milletlerin adaletinden
aşağı kalamaz.
M.Kemal Atatürk

Nafaka Artırım Davası ve Şartları

NAFAKA ARTIRIM DAVASI

Özet

Nafaka artırım davası; boşanma veya ayrılık sonucunda hükmedilen yoksulluk, iştirak, tedbir ya da yardım nafakasının, tarafların mali durumlarındaki değişiklik veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde yeniden belirlenmesi amacıyla açılan davadır. Hukuki dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 176/4. ve iştirak nafakasında ek olarak 331. maddesidir. Bu rehberde davanın şartları, kanuni dayanakları, görevli-yetkili mahkeme, ispat yükü ve artış oranının hesaplanması güncel mevzuat ve Yargıtay içtihatlarıyla birlikte; ayrıca nafaka kurumunun 743 sayılı eski Türk Kanunu Medenisi’nden (EMK) bugüne uzanan tarihsel gelişimi çerçevesinde ele alınmaktadır.

1. Nafaka Artırım Davası Nedir?

Nafaka artırım davası, mahkemece daha önce hükmedilmiş ve kesinleşmiş bir nafaka kararının, sonradan ortaya çıkan koşul değişiklikleri nedeniyle güncellenmesi amacıyla açılan bir uyarlama davasıdır. Öğretide bu dava türü “nafakanın uyarlanması davası” olarak da anılır. Dava, yeni bir nafaka hakkı yaratmaz; var olan nafaka ilişkisinin miktarını günün ekonomik ve sosyal koşullarına uydurur.

Davanın temel kanuni dayanağı TMK m.176/4’tür:

TMK Madde 176/4: “Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.”

İştirak nafakası (çocuk nafakası) bakımından ek dayanak TMK m.331’dir:

TMK Madde 331: “Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”

Bu iki hüküm, nafaka artırım davasının yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, tedbir nafakası ve yardım nafakası dâhil olmak üzere tüm nafaka türlerinde uygulanabilmesinin hukuki temelini oluşturur.

2. Nafaka Kurumunun Tarihsel Arka Planı: EMK’dan TMK’ya

Bugünkü nafaka artırım davası uygulamasının arkasında, 1926 tarihli 743 sayılı eski Türk Kanunu Medenisi (EMK) döneminden 2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK’ya uzanan uzun bir gelişim süreci bulunur. Bu süreç incelendiğinde, bugün rutin biçimde uygulanan birçok ilkenin aslında onlarca yıllık Yargıtay içtihadı ve doktrin tartışmalarının ürünü olduğu görülür.

Nafaka türlerinin EMK’daki karşılıkları ile TMK’daki güncel düzenlemeleri karşılaştırmalı olarak aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Konu EMK Karşılığı TMK Karşılığı Temel Değişiklik
Geçici tedbirler (tedbir nafakası) m.137 m.169 Çocukların bakım ve korunmasına ilişkin vurgu güçlendirilmiştir
Yoksulluk nafakası m.144 m.175 Erkeğin nafaka talep edebilmesi için aranan “hali refahta olma” şartı kaldırılarak eşitlik ilkesi benimsenmiştir
İştirak nafakası m.148/2 m.182/2 Çocuğun sağlık, eğitim ve ahlaki gelişimi açıkça vurgulanmıştır
Nafakanın artırılması/azaltılması Açık hüküm yok m.176/4 Enflasyon karşısında iradın güncellenmesine ilişkin açık yasal dayanak getirilmiştir
Bakım mükellefiyeti tedbirleri m.162/2-3 m.197 Haklı sebep olmaksızın birlikte yaşamaktan kaçınma hali ayrıca düzenlenmiştir
Zamanaşımı Düzenlenmemiş m.178 (1 yıl) Boşanmadan doğan dava haklarına ilk kez süre sınırı getirilmiştir
Yetkili mahkeme Açık hüküm yok m.177 Nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi açıkça yetkili kılınmıştır

Bu tablodan da görüleceği üzere, nafaka artırım davasının bugünkü temeli olan TMK m.176/4 hükmü EMK döneminde açıkça düzenlenmemiş bir kanun boşluğuydu. Bu boşluk nedeniyle, sabit miktarda hükmedilen nafaka iratları zamanla enflasyon karşısında erimekte, nafaka alacaklıları ciddi mağduriyetler yaşamaktaydı. TMK, bu ihtiyacı gidermek üzere nafakanın gelecek yıllarda hangi oranda ödeneceğine dair açık bir düzenleme getirmiş; böylece artırım davası bugünkü işlevine kavuşmuştur.

Tarihsel süreçte dikkat çeken bir diğer husus, nafaka artırım davasının “dava tarihinden itibaren hüküm doğurması, geçmişe dönük fark nafakası talep edilememesi” kuralının kökenidir. Bu ilke, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararına dayanır; anılan kararda her davanın açıldığı tarihteki durumun hükme esas alınması gerektiği benimsenmiş ve bu yaklaşım günümüzde de aynen uygulanmaktadır.

Yoksulluk nafakasının boşanma davası sonuçlandıktan sonra ayrı bir dava olarak istenip istenemeyeceği konusunda da uzun yıllar süren bir içtihat tartışması yaşanmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 22.01.1988 tarihli ve 5/1 sayılı kararı, hak arama özgürlüğünün kısıtlanmaması gerekçesiyle bu davanın boşanma kararı kesinleştikten sonra da açılabileceğini kabul etmiştir. Kanun koyucu bu içtihadı, TMK m.178’de öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresiyle dengelemiştir; bu düzenleme aşağıda ayrı bir başlık altında ele alınmaktadır.

3. Nafaka Türleri ve Artırım Davasındaki Farklı Dayanakları

Nafaka Türü Kanuni Dayanak Kim Talep Edebilir
Tedbir Nafakası TMK m.169, m.197, m.200 Boşanma/ayrılık davası tarafı
Yoksulluk Nafakası TMK m.175, m.176/4 Boşanma nedeniyle yoksullaşan eş
İştirak Nafakası TMK m.182/2, m.327-331 Velayet sahibi ebeveyn / ergin çocuk
Yardım Nafakası TMK m.364-365 Yardım nafakası almaya hak kazanan hısım

3.1. Tedbir Nafakası ile “Bakım Mükellefiyeti” Tedbirleri Arasındaki Fark

Uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılan iki kurum bulunur: boşanma veya ayrılık davası sırasında hükmedilen tedbir nafakası ile evlilik birliğinin henüz sona ermediği, ancak sarsıldığı durumlarda TMK m.197 kapsamında alınabilecek “birliğin korunmasına yönelik önlemler” (bakım mükellefiyeti). Bu iki kurum arasındaki temel farklar şöyle özetlenebilir:

  • Amaç: Tedbir nafakası, boşanma davası sonuçlanana kadar tarafların ve çocukların mağdur olmasını önlemeyi amaçlarken; birliğin korunmasına yönelik önlemler evlilik birliğinin sürdürülmesini ve barışma ihtimalini güçlendirmeyi hedefler.
  • Süreklilik: Tedbir nafakası, boşanma kararının kesinleşmesiyle kendiliğinden sona erer ve yerini yoksulluk veya iştirak nafakasına bırakır; birliğin korunmasına yönelik önlemler ise ancak sebebin ortadan kalkması hâlinde, taraflardan birinin istemi üzerine hâkim kararıyla kaldırılır.
  • Kusur unsuru: Tedbir nafakasına karar verilebilmesi için eşin kusurlu olması aranmaz; birliğin korunmasına yönelik önlem talebinde ise talepte bulunan eşin ayrı yaşamakta haklı olması gerekir.
  • Re’sen karar: Tedbir nafakasına hâkim kendiliğinden (re’sen) karar verebilirken, birliğin korunmasına yönelik önlemler ancak taraflardan birinin talebi üzerine gündeme gelir.

Bu ayrım, özellikle boşanma davası açılmadan önce nafaka talep eden danışanlar bakımından doğru dava stratejisinin belirlenmesi açısından önem taşır.

4. Nafaka Artırım Davası Hangi Durumlarda Açılabilir?

Nafaka artırım davasının açılabilmesi için öncelikle ortada mahkemece hükmedilmiş ve kesinleşmiş bir nafaka kararının bulunması gerekir. Bu ön koşulun sağlanması hâlinde, aşağıdaki hâllerin varlığı artırım talebine hukuki dayanak oluşturur:

  • Nafaka alacaklısının ihtiyaçlarının artması: Kira, sağlık, eğitim, ulaşım gibi zorunlu giderlerin önceki nafaka tarihine göre belirgin biçimde yükselmesi.
  • Nafaka yükümlüsünün gelirinde iyileşme olması: Terfi, yeni iş, ek gelir, kira geliri veya miras yoluyla edinilen mal varlığı artışı.
  • Enflasyon nedeniyle nafakanın alım gücünü yitirmesi: TÜİK verilerine göre üretici ve tüketici fiyat endekslerindeki artışın nafaka miktarını fiilen anlamsız hâle getirmesi.
  • Çocuğun büyümesiyle artan ihtiyaçlar: Okul, dershane, sağlık, kurs gibi giderlerin çocuğun yaşı ve eğitim aşaması ilerledikçe artması (iştirak nafakasında).
  • Nafaka alacaklısının sağlık durumunda olağanüstü kötüleşme: Tedavi, ilaç veya bakım giderlerinin ortaya çıkması.

Yargıtay uygulamasında ileri sürülen değişikliğin geçici veya küçük çaplı olmaması, aksine önemli ve süreklilik arz eden bir nitelik taşıması aranır. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2012/11324 E., 2012/16635 K. sayılı kararında, nafaka artışında esas alınacak ölçütün TÜİK tarafından açıklanan Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) oranı olduğu vurgulanmıştır. TMK m.2’de düzenlenen dürüstlük kuralı gereğince, kendi kusuruyla mali gücünü zayıflatan veya gelirini kasıtlı olarak azaltan taraf, bu durumdan yararlanamaz.

5. Nafaka Artırım Davasını Kimler Açabilir?

  • Yoksulluk nafakası bakımından: Boşanma sonucunda yoksulluğa düşen ve TMK m.175 uyarınca bu nafakayı almakta olan eş.
  • İştirak nafakası bakımından: TMK m.182/2 gereğince velayeti kendisinde bulunan ebeveyn, çocuk adına; çocuğun ergin olması ve eğitimine devam etmesi hâlinde TMK m.328/2 uyarınca çocuğun bizzat kendisi.
  • Tedbir nafakası bakımından: TMK m.197 ve m.200 kapsamında, boşanma veya ayrılık davası devam eden eş; bu talep görülmekte olan davaya bakan mahkemeye yöneltilir.
  • Yardım nafakası bakımından: TMK m.364 vd. hükümleri uyarınca yardım nafakası almaya hak kazanmış kan veya kayın hısımları (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/10341 E., 2017/48 K. sayılı kararı bu imkânı teyit etmektedir).

Davayı açacak kişinin, artırım talebine dayanak gösterdiği koşul değişikliğini somut biçimde ortaya koyması ve mahkeme önünde ispatlaması gerekmektedir. Hâkim, TMK m.176/4 uyarınca resen nafaka artırımına karar veremez; talep şarttır.

6. Nafaka Artırımı İçin Hangi Belgeler Gerekir?

Nafaka artırım davasında talebin haklılığını ortaya koyacak belgelerin dosyaya eksiksiz sunulması, yargılamanın seyri açısından kritik önem taşır. Uygulamada sıkça talep edilen ve mahkemece dikkate alınan belgeler şunlardır:

  • Önceki nafakaya ilişkin kesinleşmiş mahkeme ilamı (esas-karar no ve kesinleşme şerhi ile birlikte)
  • Nafaka yükümlüsü ve alacaklısının gelir durumunu gösteren belgeler (maaş bordrosu, SGK/e-Devlet hizmet dökümü, vergi levhası, ticaret sicil kaydı)
  • Kira sözleşmesi, elektrik/su/doğalgaz faturaları, banka hesap özetleri gibi gider belgeleri
  • Çocuğa ait okul, dershane, özel ders, sağlık, kreş giderlerini gösteren belgeler
  • Varsa sağlık raporları ve tedavi masraf dökümleri
  • TÜİK’in açıkladığı ÜFE/TÜFE enflasyon verileri ve raporları
  • Tanık listesi
  • Gerekli görülmesi hâlinde bilirkişi incelemesi talebi

7. Nafaka Artırım Davası Nasıl Açılır?

Dava, TMK m.177 uyarınca nafaka alacaklısının yerleşim yeri Aile Mahkemesi’nde açılır. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde bu görevi, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla yürütür.

Dava dilekçesinde aşağıdaki hususların açıkça belirtilmesi gerekir:

  • Önceki nafaka kararının esas ve karar numarası ile kesinleşme tarihi
  • Artırım talebine dayanak oluşturan koşul değişikliğinin somut ve ayrıntılı açıklaması
  • Talep edilen yeni nafaka miktarı (mümkünse mevcut tutar ile talep edilen tutar karşılaştırmalı olarak belirtilmeli)
  • Dayanılan hukuki nedenler (TMK m.175, m.176, m.182, m.331; 6100 sayılı HMK) ve deliller

Dava, nispi harç ve gider avansının yatırılmasıyla birlikte mahkeme kalemine sunulur; tensip zaptı ile birlikte dava dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilerek yargılama süreci başlar. Aile mahkemeleri, 4787 sayılı Kanun m.7 uyarınca esasa girmeden önce tarafları sulha davet etmekle yükümlüdür.

8. Boşanma Davası Devam Ederken Nafakanın Artırılması

Boşanma davası henüz kesinleşmeden önce hükmedilen nafaka tedbir nafakasıdır ve TMK m.169 ile m.197 hükümlerine dayanır:

TMK Madde 169: “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların korunmasına ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır.”

Tedbir nafakasının artırılması için ayrı bir dava açılmasına gerek yoktur; bu talep, hâlihazırda görülmekte olan boşanma davasına bakan mahkemeye sunulur. TMK m.200 uyarınca koşullar değiştiğinde hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine önceki kararında gerekli değişikliği yapabilir veya sebebi ortadan kalkmışsa alınan önlemi kaldırabilir. Boşanma kararı kesinleştikten sonra tedbir nafakası kendiliğinden sona erer; yerini yoksulluk nafakası (eş için) veya iştirak nafakasına (çocuk için) bırakır. Bu aşamadan sonraki artırım talepleri, ayrı bir dava konusu olarak TMK m.176/4 ve m.331 kapsamında değerlendirilir.

Uygulamada bir diğer önemli ayrıntı, tedbir nafakasının hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağıdır. Yerleşik uygulama uyarınca tedbir nafakası, kararın verildiği tarihten değil, talebin ileri sürüldüğü –genellikle dava dilekçesinin verildiği– tarihten itibaren işlemeye başlar; bu husus da yukarıda değinilen 1956 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’na dayanmaktadır.

9. Nafaka Artırım Davasında Hâkimin Dikkate Aldığı Kriterler

  • Her iki tarafın gelir, mal varlığı ve ekonomik durumu
  • Nafaka alacaklısının gerçek ve somut ihtiyaçları
  • Çocuğun yaşı, eğitim durumu ve varsa özel ihtiyaçları (iştirak nafakasında)
  • Önceki nafaka kararından bu yana geçen süre
  • TÜİK verilerine göre enflasyon oranındaki (ÜFE/TÜFE) değişim
  • Tarafların yaşam standardı ve TMK m.4 kapsamındaki hakkaniyet ilkesi
  • Velayeti elinde bulunduran ebeveynin fiilî bakım külfeti (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 27.10.2016 tarih, E. 2016/8814, K. 2016/12195)

Hâkim, bu unsurları birlikte değerlendirerek hem nafaka alacaklısının mağdur olmamasını hem de nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü aşan bir yükümlülük altına girmemesini gözetir. TMK m.4 hükmü, hâkime bu dengeyi kurarken hakkaniyete göre takdir yetkisi tanımaktadır.

10. Nafaka Artırım Davasında İspat ve Deliller

Nafaka artırım davalarında ispat yükü, kural olarak davayı açan tarafa aittir (6100 sayılı HMK m.190). Davacı, ileri sürdüğü koşul değişikliğini yazılı belge, tanık beyanı, bilirkişi raporu ve gerektiğinde yemin gibi delillerle desteklemelidir. Mahkeme, tarafların sosyo-ekonomik durumunu tespit etmek amacıyla resen araştırma yapabilir; taraflardan gelir-gider bilgilerini içeren beyanname isteyebilir, gerekirse mahalli kolluk aracılığıyla sosyal ve ekonomik durum araştırması (SED raporu) yaptırabilir.

Davalı tarafın kendi mali durumuna ilişkin sunduğu belgeler de aynı önemi taşır; zira mahkeme her iki tarafın delillerini birlikte değerlendirerek karar verir. Bu nedenle davanın açılmasından önce delillerin sistematik biçimde toplanması, davanın seyri açısından belirleyici önem taşır.

11. Nafaka Artırım Davası Yetkili ve Görevli Mahkeme

  • Görevli mahkeme: Aile Mahkemesi; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla (4787 sayılı Kanun m.4).
  • Yetkili mahkeme: TMK m.177 uyarınca nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi.

TMK Madde 177: “Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka isteyen tarafın yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.”

Bu düzenleme, ekonomik açıdan daha zayıf konumda olan nafaka alacaklısını korumayı amaçlamaktadır. Örneğin Bursa’da ikamet eden bir nafaka alacaklısı, nafaka yükümlüsünün başka bir ilde bulunmasına bakılmaksızın davayı Bursa Aile Mahkemesi’nde açabilir; yetki itirazının süresinde ileri sürülmemesi hâlinde davanın açıldığı yer kesin yetkili hâle gelir.

Bu açık düzenlemenin kendisi de tarihsel bir gelişimin sonucudur: EMK döneminde nafaka davalarında yetkili mahkemeyi düzenleyen özel bir hüküm bulunmadığından, doktrin ve uygulama genel yetki kurallarına başvurmak zorunda kalmıştır. TMK m.177, bu boşluğu doldurarak nafaka alacaklısı lehine açık ve öngörülebilir bir yetki kuralı getirmiştir. Buna karşılık nafakanın azaltılması veya kaldırılması davalarında yetkili mahkeme bakımından kanunda hâlâ açık bir hüküm bulunmadığından, bu davalarda TMK m.168’deki genel yetki kuralına (nafaka borçlusunun yerleşim yeri) başvurulduğu görülmektedir.

12. Nafaka Artırım Davasında Mali Durumun Etkisi Nedir?

Tarafların mali durumu, nafaka artırım davasının belki de en belirleyici unsurudur. Nafaka yükümlüsünün gelirinde artış olması artırım talebini güçlendirirken, nafaka alacaklısının ekonomik durumunda belirgin bir iyileşme yaşanması hâlinde artırım talebi reddedilebilir. Mahkeme yalnızca nafaka alacaklısının ihtiyaçlarını değil, aynı zamanda nafaka yükümlüsünün ödeme kapasitesini de gözetir; zira TMK m.4 kapsamındaki hakkaniyet ilkesi iki tarafın da mağdur edilmemesini gerektirir.

Kendi kusuruyla mali gücünü zorlayan veya gelirini azaltan tarafın TMK m.2’deki dürüstlük kuralından yararlanması mümkün değildir (bu ilke Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2006/2072 E., 2006/2575 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır). Aynı şekilde, nafaka alacaklısının ekonomik durumunda önemli bir iyileşme olması –örneğin düzenli ve yeterli bir işe girmesi– artırım talebinin reddine veya mevcut nafakanın azaltılması ya da kaldırılması talebine dayanak oluşturabilir.

13. Nafaka Artırım Oranı Nasıl Hesaplanır?

Uygulamada nafaka artış oranı, Yargıtay’ın yerleşik içtihadı doğrultusunda TÜİK tarafından açıklanan 12 aylık ortalama Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) esas alınarak belirlenmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2012/11324 E., 2012/16635 K.). Ancak bu oran mutlak ve değişmez bir ölçüt değildir; mahkeme somut olayın özelliklerine göre farklı bir artış oranına da hükmedebilir.

Son dönemde ÜFE ile Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) arasındaki farkın açılması nedeniyle, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2024-2025 yıllarına ait bazı kararlarında (örneğin 2024/1872 E., 2024/9423 K.) ÜFE-TÜFE ortalamasının da esas alınabileceği kabul edilmiştir. Dolayısıyla nafaka artış oranı belirlenirken:

  • Önceki nafaka kararından bu yana geçen süredeki ÜFE/TÜFE artışı
  • Tarafların güncel gelir-gider durumu
  • Çocuğun yaşı, eğitim aşaması ve somut ihtiyaçları
  • Genel hakkaniyet ilkesi (TMK m.4)

birlikte değerlendirilir. Mahkeme, kararında ayrıca nafakanın her yıl belirli bir oranda (örneğin TÜFE/ÜFE ortalaması) kendiliğinden artırılmasına hükmedebilir; bu tür bir otomatik artış hükmü mevcutsa, sonraki yıllarda ayrıca artırım davası açılmasına gerek kalmaz. Bu imkânın kanuni dayanağı da TMK m.176’nın son fıkrasıdır ve tarihsel olarak EMK döneminde bulunmayan, enflasyonist ortama karşı nafaka alacaklısını koruma amacı taşıyan bir yeniliktir.

14. Nafaka Artırım Davası Ne Kadar Sürer?

Nafaka artırım davalarının süresi; mahkemenin iş yüküne, delillerin toplanma sürecine, bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulup duyulmadığına ve tarafların sulh olup olmadığına bağlı olarak değişkenlik gösterir. 4787 sayılı Kanun m.7 uyarınca aile mahkemeleri, esasa girmeden önce tarafları sulha davet etmekle yükümlüdür; taraflar anlaşırsa süreç kısa sürede sonuçlanabilir. Anlaşma sağlanamazsa delil toplama, sosyal-ekonomik durum araştırması ve bilirkişi incelemesi süreçleri davayı uzatabilir. Ortalama olarak bu davalar, dosyanın niteliğine ve mahkemenin yoğunluğuna göre birkaç ay ile bir yıl arasında sonuçlanabilmektedir.

15. Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre: Artırım Davasının Konumu

Uygulamada sıkça karıştırılan bir konu, TMK m.178’de öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin nafaka artırım davasını da kapsayıp kapsamadığıdır. Bu hükmün tarihsel arka planına bakıldığında, düzenlemenin asıl amacının boşanmadan doğan İLK nafaka ve tazminat taleplerini belirli bir süreyle sınırlamak olduğu görülür; nitekim EMK döneminde böyle bir süre sınırı bulunmadığından, boşanma kararının kesinleşmesinden yıllar sonra dahi nafaka veya tazminat davası açılabilmekteydi. TMK m.178, bu belirsizliği gidermek üzere getirilmiştir.

Buna karşılık, zaten kesinleşmiş ve tesis edilmiş bir nafakanın miktarının sonradan artırılmasına yönelik dava, yeni bir nafaka hakkı doğurmadığından ve mevcut nafaka ilişkisinin uyarlanmasından ibaret olduğundan, TMK m.178’deki bir yıllık sürenin kapsamı dışında kalır. Kanunda nafaka artırım davası için ayrı bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir; bu dava, TMK m.2’deki dürüstlük kuralı çerçevesinde her zaman açılabilir.

16. Nafaka Artırım Davasında Hukuki Dayanaklar

  • TMK m.175: Yoksulluk nafakasının temel şartlarını düzenler.
  • TMK m.176/4: Nafaka artırım ve azaltım davasının doğrudan dayanağıdır.
  • TMK m.182/2: Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katılmasını düzenler.
  • TMK m.328/2: Ergin olsa da eğitimi devam eden çocuk için nafaka yükümlülüğünün devamını öngörür.
  • TMK m.331: İştirak nafakasında durumun değişmesi hâlinde nafaka miktarının yeniden belirlenmesini düzenler.
  • TMK m.177: Yetkili mahkemeyi (nafaka alacaklısının yerleşim yeri) belirler.
  • TMK m.178: Boşanmadan doğan dava haklarına ilişkin bir yıllık zamanaşımı süresini düzenler.
  • TMK m.4: Hâkimin hakkaniyete uygun karar verme ilkesini düzenler.
  • TMK m.2: Dürüstlük kuralına aykırı hak kullanımını yasaklar.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK): Yargılama usulüne, ispat yüküne (m.190) ve kanun yollarına (m.341 vd.) ilişkin genel hükümleri içerir.
  • 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun: Görevli mahkemeyi ve sulh teşebbüsü yükümlülüğünü belirler (m.4, m.7).
  • 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.344: Nafaka borcunu ödemeyen borçlu hakkındaki tazyik hapsi yaptırımını düzenler.

Türk Medeni Kanunu’nun güncel ve resmi tam metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşılabilir.

17. Nafaka Artırım Talebi Reddedilmesi ve İtiraz

Mahkeme, ileri sürülen koşul değişikliğinin yeterince ispatlanamadığı, geçici/önemsiz nitelikte kaldığı veya hakkaniyet ilkesine aykırı bulunduğu durumlarda artırım talebini reddedebilir. Ret kararına karşı, 6100 sayılı HMK m.345 uyarınca kararın usulüne uygun tebliğinden itibaren iki hafta (14 gün) içinde ilgili Bölge Adliye Mahkemesi’ne (istinaf) başvurulabilir.

İstinaf dilekçesi, kararı veren ilk derece mahkemesine sunulur ve karşı tarafa tebliğ edilir; karşı taraf da HMK m.347 uyarınca tebliğden itibaren iki hafta içinde cevap dilekçesi verebilir. İstinaf incelemesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını yerinde bulursa istinaf başvurusunun esastan reddine, bulmazsa kararın kaldırılmasına ve dosyanın yeniden incelenmesine ya da davanın esastan sonuçlandırılmasına karar verebilir.

18. Nafaka Artırımı Hangi Durumlarda Kabul Edilir?

  • Mahkemece hükmedilmiş ve kesinleşmiş bir nafakanın bulunması
  • Önceki nafaka kararından bu yana önemli ve süreklilik arz eden bir koşul değişikliğinin yaşanmış olması
  • Bu değişikliğin somut delillerle (gelir belgesi, fatura, TÜİK verisi vb.) ispatlanması
  • Talep edilen artışın tarafların mali durumu ve TMK m.4’teki hakkaniyet ilkesiyle bağdaşır nitelikte olması
  • Nafaka alacaklısının ekonomik durumunda artışı engelleyecek bir iyileşme bulunmaması

Bu şartların bir arada gerçekleşmesi hâlinde mahkeme, nafakanın güncel ekonomik koşullara uygun biçimde artırılmasına karar verebilir.

19. Nafaka Artırım Davasında Karşı Tarafın Cevap Dilekçesi

Davalı taraf (nafaka yükümlüsü), kendisine tebliğ edilen dava dilekçesine karşı HMK’da öngörülen süre içinde cevap dilekçesi sunma hakkına sahiptir. Cevap dilekçesinde davalı; kendi mali durumundaki olumsuz değişiklikleri, gelirinin azaldığını, işsiz kaldığını veya artırım talebinin dayandığı iddiaların gerçeği yansıtmadığını ileri sürebilir.

Uygulamada davalı taraf genellikle gelir belgeleri, banka hesap dökümleri, vergi levhası ve tanık beyanlarıyla kendi ödeme kapasitesinin sınırlı olduğunu ispatlamaya çalışır. Davalı ayrıca, nafaka alacaklısının ekonomik durumunda bir iyileşme olduğunu ileri sürerek talebin reddini veya mevcut nafakanın azaltılmasını da talep edebilir. Mahkeme, her iki tarafın sunduğu delilleri birlikte değerlendirerek nihai kararını verir.

20. Nafaka Artırımında Çocuğun İhtiyaçları Nasıl Belirlenir?

İştirak nafakasının artırılmasında esas alınan temel ölçüt, çocuğun üstün yararı ilkesidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe eğitim, sağlık, beslenme, giyim ve sosyal faaliyet giderlerinin artması doğal bir sonuç olarak kabul edilir. Mahkeme bu kapsamda;

  • Çocuğun devam ettiği okulun türü (devlet/özel) ve masrafları
  • Varsa özel ders, kurs veya rehabilitasyon giderleri
  • Sağlık durumu ve tedavi giderleri
  • Yaşadığı çevrenin ekonomik koşulları ve yaşam standardı

unsurlarını dikkate alır. Velayeti elinde bulunduran ebeveynin çocuğun bakımı için harcadığı emek de, iştirak nafakası belirlenirken hakkaniyet gereği göz önünde bulundurulan bir unsurdur (TMK m.182/2). Çocuk ergin olduğunda iştirak nafakası kural olarak sona erer; ancak eğitimine devam ediyorsa TMK m.328/2 uyarınca nafakanın devamı ayrıca talep edilebilir.

21. Nafaka Artırım Davasında Karar Nasıl Uygulanır?

Mahkemece verilen artırım kararı, kural olarak dava tarihinden itibaren hüküm doğurur; geçmişe dönük olarak fark nafakası talep edilemez. Bu nedenle koşullardaki değişikliğin gecikmeden dava konusu edilmesi, hak kaybının önüne geçilmesi bakımından önem taşır.

Karar kesinleştikten sonra yeni nafaka miktarı doğrudan uygulanır; nafaka yükümlüsü bu tarihten itibaren artırılmış miktarı ödemekle yükümlü olur. Talep hâlinde, işlemiş nafaka alacağının muaccel olduğu tarihten itibaren yasal faiz talep edilebileceği Yargıtay’ın yerleşik uygulamasıdır; buna karşılık reeskont faizi gibi yasal faizin üzerinde taleplerin kabul görmediği de gözden kaçırılmamalıdır.

Ödemenin aksaması hâlinde nafaka alacaklısı, İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca ilamlı icra takibi başlatabilir. Nafaka borcunu ödemeyen borçlu hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine İİK m.344 uyarınca 10 günden 3 aya kadar tazyik hapsi kararı verilebilir. Borçlunun nafakanın kaldırılması veya indirilmesi için dava açmış olması hâlinde, bu davanın sonuçlanmasına kadar şikâyet üzerine yapılacak işlem bekletilir; dava sonunda nafakanın kaldırılmasına karar verilirse, dava tarihinden itibaren biriken nafaka borcu için ceza uygulanmaz.

Nafaka borçlusunun yurt dışında yaşaması hâlinde, Türk mahkemesince verilen nafaka ilamı yabancı ülkede kendiliğinden icra kabiliyetine sahip değildir; tenfiz şartlarının aranması gerekir. Türkiye’nin taraf olduğu 20 Haziran 1956 tarihli Nafaka Alacaklarının Yabancı Ülkelerde Tahsiline İlişkin Sözleşme kapsamındaki ülkelerde ise karşılıklılık esasına göre, o ülkenin yetkili makamları aracılığıyla tahsil talebinde bulunulması mümkündür.

22. Nafaka Artırım Davası Mahkeme Harç ve Masrafları

Nafaka artırım davası, nispi harca tabi davalardandır; harç miktarı talep edilen artış miktarı üzerinden hesaplanır. Bunun yanında gider avansı, tebligat masrafları ve gerekli görülmesi hâlinde bilirkişi ücreti gibi yargılama giderleri de davacı tarafından karşılanır.

Dava sonunda haklı çıkan taraf lehine, karşı taraftan yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin tahsiline karar verilir. Nafaka alacaklısının ekonomik durumunun yetersiz olduğu hâllerde, HMK’nın adli yardım hükümleri çerçevesinde adli yardım talebinde bulunularak harç ve masraflardan geçici olarak muafiyet sağlanması da mümkündür.

23. Sıkça Sorulan Sorular

Nafaka artırım davası açmak için belirli bir süre beklemek gerekir mi?

Hayır. Kanunda bu dava için herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Ancak TMK m.2’deki dürüstlük kuralı gereği, koşullarda gerçek bir değişiklik olmadan çok kısa aralıklarla açılan davalar mahkemece daha sıkı değerlendirilir.

Her yıl nafaka artırım davası açılabilir mi?

Hukuken önünde bir engel bulunmamakla birlikte, boşanma kararında veya nafaka kararında ÜFE/TÜFE bazlı otomatik artış hükmü varsa ayrıca dava açılmasına gerek kalmaz. Böyle bir hüküm yoksa ve şartlar oluşmuşsa dava her yıl da açılabilir.

Anlaşmalı boşanma protokolündeki nafaka miktarı artırılabilir mi?

Evet. Protokolde belirlenen nafaka miktarı, sonradan değişen koşullar nedeniyle yetersiz kalırsa TMK m.176/4’e dayanılarak nafaka artırım davası açılabilir; protokol hükmü bu davanın açılmasına engel teşkil etmez.

Nafaka artırım kararı geçmişe dönük uygulanır mı?

Hayır. Artış, kural olarak dava tarihinden itibaren geçerli olur; geçmişe yönelik fark nafaka talep edilemez.

Nafaka artırım davası reddedilirse ne yapılabilir?

Ret kararına karşı, HMK m.345 uyarınca tebliğ tarihinden itibaren iki hafta (14 gün) içinde istinaf yoluna başvurulabilir.

Nafaka artırım davasında bilirkişi incelemesi zorunlu mudur?

Zorunlu değildir; ancak tarafların gelir-gider durumunun teknik biçimde tespiti gerektiğinde mahkeme resen bilirkişi incelemesine başvurabilir.

İştirak nafakası çocuk 18 yaşını doldurunca kendiliğinden mi artar veya sona erer?

Çocuğun ergin olmasıyla iştirak nafakası kural olarak sona erer. Ancak eğitim hayatı devam ediyorsa TMK m.328/2 uyarınca nafakanın devamı için ayrı bir talepte bulunulması gerekir; bu durumda nafaka miktarının artırılması da talep edilebilir.

Nafaka borcunu ödemeyen eş hakkında hapis cezası uygulanır mı?

Evet. Nafaka borcunu ödemeyen taraf hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine İİK m.344 uyarınca 10 günden 3 aya kadar tazyik hapsi kararı verilebilir. Ancak borçlu, nafakanın kaldırılması veya indirilmesi için dava açmışsa, bu dava sonuçlanana kadar şikâyet üzerine yapılacak işlem bekletilir.

Kaynakça

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu; 743 sayılı (mülga) Türk Kanunu Medenisi
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
  • 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu
  • 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun
  • Hamzaçebi, Mehmet: “Türk Medeni Kanununa Göre Boşanma ve Ayrılık Hallerinde Tedbir, Yoksulluk ve İştirak Nafakası (Düzenleniş Biçimi, Mukayesesi, Uygulamadaki Yeri ve Değeri)”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 10, Sayı 3-4, Yıl 2002.
  • Metin içinde atıf yapılan Yargıtay kararları

Bu makale, Bursa nafaka ve aile avukatı hizmetleri kapsamında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, somut hukuki uyuşmazlıklarda güncel mevzuat ve Yargıtay içtihatları dikkate alınarak bir aile hukuku avukatından destek alınması önerilir.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

|Bizim milletimizin adalet düzeyi,
başka milletlerin adaletinden
aşağı kalamaz.
M.Kemal Atatürk

Ticaret Hukuku

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesi Uyarınca Anonim Şirketler ile Yapı Kooperatifleri için Sözleşmeli Avukat Bulundurma Zorunluluğu

Hukuk sistemimizde dava ehliyetine sahip olan her birey, kendini yargı mercilerince temsil ettirebilir, hukuki koruma ve hak arama yollarından bizzat kendisi yararlanabilir. Bu kapsamdan hukuk sistemimizde kural olarak avukatla temsil zorunluluğu yoktur. Ancak, bu kuralın bazı istisnaları bulunmaktadır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan zorunlu vekil ve müdafilik sistemi dikkate alındığında, avukatla temsilin zorunluluk arz ettiği durumlar, sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Zorunlu müdafilik sistemi son derece önemli ve aynı zamanda doğru bir uygulama olup; avukatla temsil zorunluluğunun kapsam ve sınırları genişletilmelidir. Zira esas olan savunma hakkı ve savunma hakkının sınırlandırılmaması ile ihlal edilmemesidir.

Belirtilen düzenlemeler dışında, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinin 3. fıkrasında, kanun metninde yazılı koşul ve nitelikleri haiz anonim şirketler ile yapı kooperatifleri bakımından sözleşmeli avukat bulundurmanın zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır.

Yasal düzenleme şu şekildedir:

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu

Yalnız avukatların yapabileceği işler:

Madde 35 – (Değişik: 26/2/1970 – 1238/1 md.) Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir.

Baroda yazılı avukatlar birinci fıkradakiler dışında kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip edebilirler. (Değişik üçüncü fıkra: 23/1/2008-5728/329 md.)

Dava açmaya yeteneği olan herkes kendi davasına ait evrakı düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve işini takip edebilir. Ancak, Türk Ticaret Kanunu’nun 272 nci maddesinde ön görülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır. Bu fıkra hükmüne aykırı davranan kuruluşlara Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan on altı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idarî para cezası verilir.

Hukuk ve Ceza Muhakemeleri Usulleri kanunları ile diğer kanun hükümleri saklıdır.

Anonim şirketlerle ilgili aranan şartın, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun karşılık gelen madde fıkrasında,

 En az sermaye tutarı

“MADDE 332- (1) Tamamı esas sözleşmede taahhüt edilmiş bulunan sermayeyi ifade eden esas sermaye ellibin Türk Lirasından ve sermayenin artırılmasında yönetim kuruluna tanınmış yetki tavanını gösteren kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş bulunan halka açık olmayan anonim şirketlerde başlangıç sermayesi yüzbin Türk Lirasından aşağı olamaz. Bu en az sermaye tutarı Cumhurbaşkanınca artırılabilir” hususları düzenlenmiştir.

Yasal düzenlemede yer aldığı üzere; esas sermaye miktarı 250 Bin Türk Lirası ve üzerinde olan anonim şirketler ile yüz veya daha fazla sayıda üyeye sahip yapı kooperatiflerinin sözleşmeli avukat bulundurması zorunludur. Bu fıkra hükmüne aykırı davranıldığı takdirde, Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin edilmediği her ay için idari para cezası verilecektir.

Sözleşmeli avukat bulundurulması, avukatın tam zamanlı ve sigortalı olarak çalışması şeklinde olabileceği gibi şirket/kooperatif bünyesinde tam zamanlı çalışma olmaksızın avukatla şirket arasında yapılan sözleşme uyarınca avukata aylık ücret ödenmesi ile hukuki hizmetten faydalanılması/danışmanlık hizmeti alınması şeklinde de karşımıza çıkmaktadır. Yasal düzenleme emredici nitelikte olup; uyulması zorunludur.

Avukata aylık (asgari) ödenecek ücret tutarı, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (eki)’nde yer almaktadır. Tarife ekinin birinci kısmının üçüncü bölümünde, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu madde 35/3 kapsamında ödenecek aylık ücret, yapı kooperatiflerinde 10.500,00 TL, anonim şirketlerde 15.800,00 TL’dir. Takip edilen dava, takip ve işlerde tarifeye göre hesaplanacak avukatlık ücreti, yıllık avukatlık ücretinin üzerinde olduğu takdirde, aradaki eksik miktar avukata ayrıca ödenecektir.

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

wpChatIcon

Shield Security Tarafından Korunuyor